Kişisel Marka

Jay Kelly Olabilmek

Bu yazıyı yazıp yazmamak arasında gidip gelirken iki şey beni yazmaya davet etti. İlki film üzerinden yalnızlık okuması yapanların çokluğu, ikincisi Mirgün Cabas’ın Özgür Bolat’ın mutluluk üzerine yeni kitabını konuşurken fark ettiğim bir olgu. “Deneyimi paylaşmak, deneyimin kendisi kadar kıymetli ve mutluluk unsuru.” Bu sayfanın amacı, kişi markası olabilmenin temelinde kendini gerçekleştirmek olduğunu olabildiğince paylaşmak ve bana göre film de buna oldukça güzel bir örnek.

Filmin açılışını Slyvia Plath yapıyor. ‘Kendin olmak çok büyük sorumluluk. Başkası veya hiç kimse olmak çok daha kolay.’

Film, öncesinde haberdar olduğum, beklediğim bir şey değildi. Platforma o gün eklenmişti ve içinde George Clooney ile Adam Sandler olması benim için yeterliydi. Vasat bir sinema sanatı çıktıları tüketicisi olarak her zaman bir filmin bana neremden, nasıl, ne kadar dokunduğuyla ilgilendim ve bu güçlü alıntı ile başlayan film beni ilk andan sarmıştı bile.

Bir Hollywood yıldızının tutkusu, hayali üzerinden şekillenen hayatına bir gözlemci olarak yeniden bakması ve bizi de buna dahil etmesi. Ben izlerken, kahramanın hayatındaki dönüm noktalarında sadece olanın verildiğine şahit oldum ve yeniden gözlemleyenin bu noktaları irdelerken seyirciden; pişmanlık, mağduriyet, onay, empati beklediğine değil. Tam da bu nedenle;
~ kendini gerçekleştirmenin kendine bile meydan okumak olduğuna,
~ kendine, özüne ve potansiyeline her ‘evet’ deyişin sevdiklerini bile kaybetme riski sunduğuna,
~ olma potansiyeli taşıdığın kişi olmanın toplumsal kabuller, normallerden çok daha büyük bir planın parçası olduğuna
şahit oldum.

Derin ve anlamlı bağlar kurma ihtiyacında olan sosyal varlıklarız. Diğer yandan kendimizi gerçekleştirmek gibi çok büyük bir sorumluluğumuz var. Kurduğumuz bağlar üzerinden rollerimiz var; eş, dost, ebeveyn, çalışan. Bu rollerin merkezinde biz varız ve rollerimizi olabildiğince iyi oynamamız bekleniyor bizden. Ya biz? Biz kendi olma rolümüzü ne ölçüde iyi oynamayı önceliyoruz? En zoru da bu değil mi? Kendimizi oynamak. Jay şöyle sorguluyor bunu trende normal insanların arasında bir yıldız olarak dolanırken ‘bu insanları tanımadan, onlara temas etmeden onları nasıl oynayabilirim?’ Ya kendimize yakın olmadan, ona yakınlaşmanın bedelinin çoğu zaman diğerlerinden suni bir uzaklaşma olduğunu fark etmeden kendimizin rolüne nasıl bürüneceğiz?

Ben izlerken kariyeri uğruna yalnızlaşmış bir Jay Kelly görmedim. Küçük kızı Daisy nin de sıklıkla tekrarladığı gibi, o her yalnızım dediğinde ‘hayır yalnız değilsin’ demesine içtenlikle katılıyorum. Kendine yakın durmak kadar doyurucu bir bütünlüğe karşı, kendine uzak olmanın yol açtığı boşluğu insanlarla doldurma çabasını hangi farkındalık tercih eder ki?  Ben eşini, çocuklarını, aile yaşamını hiçe saymış sevgisiz bir Jay Kelly de görmedim. Derin bağların her zaman fiziksel ve zamansal yakınlık, birliktelik ile ifade edilmediğini ve kendini sorgularken samimi bir çabayla empati bekleyen babayı gördüm. Ben babasından onay bekleyen bir Jay Kelly görmedim. Oğlunu olduğu gibi kabul edemeyen bir baba olmanın her şeyden önce kendisine yük olduğunu sezen ve buna üzülen bir evlat gördüm. Ben aynı hayale sahip bir arkadaşına ihanet eden birini de görmedim. Tutkusu için önüne gelen fırsatı en iyi şekilde değerlendirmeyi bilen bir profesyonel gördüm. Ben menajerine kazancından pay alan bir iş ortağı muamelesi yapan bir Jay Kelly görmedim. Başarısına aynı zamanda dostane katkısı olduğunu bilen, gören bir Jay gördüm.

İnsanları seçimler yaparak kendinden uzaklaştıran bir Jay Kelly değil, onun istedikleri, bekledikleri Jay olmadığı için onun hayatından uzaklaşmayı seçen insanlar gördüm. Jay Kelly’nin varlığını, sadece, onun yokluğunda fark edebilen insanlar. Ve her kavşakta kendi rolünü önceliklendirip oynadığı için başarılı olan bir oyuncu gördüm.

Bir kere daha mı Jay? Hayır, benim izlediğim kadarıyla her sahne tam da olması gerektiği gibiydi. Kendin olabilme sorumluluğu alma cesaretin için teşekkürler ve tebrikler.

Yorum bırakın