Genel

Tüketici Rolümüzle Kişisel Markamızı Keşfetmek

Girişimlerin, üretenlerin, markaların hemen hepsi daha fazla ve sadık müşteri peşinde, çok da doğal. Benzerlerinin ortaya çıkması için zaman, inovasyon, yüksek teknoloji ve hatırı sayılır maddi kaynak gerektiren iş modelleri haricinde, ne yaparsak yapalım rekabet hayli yüksek. Bu nedenle de nasıl yaptığımızı belirleyen kişisel markalarımızın yarattığı fark ve farkındalık daha önemli hale geliyor.

Rekabet için etkin, yenilikçi pazarlama ve markalama stratejileri hiç olmadığı kadar aranan bilgiler arasına girdi bile. Bu yazıda üstüne daha az konuşulan bir noktaya değinmek istiyorum.

Benzer benzeri çeker ilkesi müşteri ve hedef kitle için de geçerlidir. Kitleyi satın alıcıya çevirmek ve o noktada tutmak için bunu dikkate almak gerekiyor. Bunun da ilk ve temel adımı, kendi tüketici davranış modelimizi ve nasıl bir müşteri olduğumuzu gözden geçirmek. Kendi uygulamadığımız tutumları müşterilerimizden beklemek ne derece gerçekçi olur değil, mi? Bu adım aynı zamanda bize tüketici yanımızla kişisel markamıza ve marka kimliğimize bakma fırsatı da verecektir.

İşte bir girişimci olarak sana rehber olabilecek birkaç sorgulama alanı.

Fotoğraf: Jeremias Oliveira

Hangi değerlerin, çözümlerin, fayda ve katkıların marka temsilcisisin?

Bir ihtiyacını karşılarken marka karşılaştırması yapıyorsan kendi değerlerinle ne ölçüde uyumlu vaadi olanı seçiyorsun? Ortalama kalite, hız ve fiyat dışında bir değer filtren yoksa veya seni rahatsız eden bir noktayı tercihlerine yansıtmıyorsan sen de yüzeysel ve anlık tercih yapan müşterilere hazır ol. O kadar emek vererek tasarladığın benzersiz değer öneri paketine, müsteri deneyimine talep ve sadakat bekliyorsan bilinçli tüketici farkındalığı edin.

Olumluyu ne ölçüde çoğaltıyorsun?

Tüketiciler olumsuz marka deneyimlerini olumlularına oranla paylaşmaya çok daha fazla eğilimli. Sen de onlardan biri misin? Sadece şikayet eden, telafi edilebilir bir hataya karşı sabır ve anlayıştan yoksun. Oysa ki temsilcisi olduğun bir markanın gönüllü bir tanıtımcı olsan, olumlu geri bildirimde bulunmanın gücünü keşfetsen hem tüketici olarak hem de üretici olarak deneyimlerine daha fazla olumluyu çekersin. Takdir görmek ve takip edilmek için takdir etmeyi bilmek ve olumluyu paylaşmaya istekli olmak şart.

Ne tür deneyimler bekliyorsun ve hangileri seni satın almaya motive ediyor?

Tercih ve satın alma süreçlerinin öncesinde, sırasında ve sonrasında müşteri olarak nasıl bir ortamda, hangi iletişim diliyle kimlerle muhatap olarak hangi tutumları bekliyorsun? Kişiselleştirilmiş, yönlendirilmiş, bilgilendirilmiş, özgür bırakılmış, ürünle baş başa, doğrudan dahil edilmiş? Nasıl ağırlanmak istiyorsan öyle davran potansiyel müşterilerine. Özen, detay, farklılık bekliyorsan sen de müşteri deneyimini bu yönde tasarla.

Bulunduğumuz sektör, iş kolu, pazarladığımız ürün ve hizmet tipine göre bu sorgulamalar çeşitli nüanslar gösterse de hepimiz satıcıdan önce bir satın alanız. Markalama ve konumlama stratejilerimizi belirlerken de bu farkındalığı kullanıp çuvaldızdan önce iğneyi batırabiliriz sanki, ne dersin?

Genel

Pazarlamayı Yeniden Pazarlamak

Fotoğraf Andrea Piacquadio

Pazarlama yüksek lisans derslerimizde pazarlama ve onunla ilgili kavramlara karşı ön yargılardan sıklıkla bahsederdik. Pazarlama deyince çoğu insanın aklına maddi bedel karşılığı yapılan satış ve satın alma işlemleri geliyor. Özellikle eğitim ve sağlık sektörlerinde kullanılan ‘müşteri’ kavramı çok rahatsız edici geliyor insanlara. Diğer yandan, sadece ticari faaliyet olarak algılanması; onun, bunun çok daha ötesinde, bir iletişim modeli olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Beğenin beğenmeyin bu model hayatımızın her anında ve her alanında olmaya devam ediyor. Bu nedenle de psikoloji, sosyoloji ve sinir bilimleriyle de yakın temasta gidiyor. Flört ederken, iş toplantısında diğer departmandan birini ikna etmeye çalışırken, bağış toplarken, sosyal medyada düşünce ve duygularınızı ifade ederken pazarlama eylemi içindesiniz aslında.

Kişisel marka eğitimlerimde temel oluşturmak için pazarlama ve marka kavramıyla başlıyorum. Ön yargıları konuştuğumuz için de ilk konu başlığım ‘Pazarlamayı Yeniden Pazarlamak’ oluyor. İhtiyacımız olmayanı bize satma eylemi olarak tanımlayan, reklamlara kızan çok. Sanki her satın alma işleminde kafamıza silah dayatıĺıyormuş gibi. Vahşi kapitalizm diye kızmak da bizi işin içinden çıkarmıyor ve yanlış veya etik dışı uygulamalara yeni çözüm yolları da üretmiyor.

Kişisel marka deyince haliyle bu ön yargılar iyice su yüzeyine çıkıyor. İtirazlar yükseliyor, ‘Biz mal mıyız, alınıp satılır mıyız?’ diye. Bu kısır bakış açısıyla başka algı gelmesi pek mümkün değil zaten. Hatta kişisel marka kimliği ve değeri üzerinden geçimini sağlayan, bu konuda tanınan biri bile ki -bu kesim genelde sanatsal üretim içinde olan kişiler oluyor- kişisel markalaşmaya tepki gösterebiliyor.

Bu dar bakış açısı, genel anlamda pazarlamaya karşı algıyı negatif yönde pekiştirecek şekilde kişisel marka tanımını da yanlış veya epey eksik tanımlamaya sebep oluyor. Kişisel markayı sosyal medya fenomeni, marka işbirliği yaparak social influencer olmak ile sınırlayan çok. Kişisel değer ve kimliğinden vazgeçerek kendine ismi üzerinden ticari alan açmak olarak tanımlayan.

Oysa ki; kişisel markalaşma öncelikle bireysel gelişim sürecidir. İnsanın var olma, fark edilme, kabul görme, takdir edilme ve bağ kurma ihtiyaçlarını keşfedip yönetme sürecine pazarlama ve marka yönetimi ilkelerini de eklemektir. Özgünlüğü ve değerleri üzerinden hayatının CEO’su, lideri ve koçu olma halidir. Kişisel marka ürün/hizmet/meta/nesne değil bir değer paketidir. Bu kavramın menşei olan batıda sadece kariyer, profesyonel yetkinlik alanı ile sınırlandırılırken Önce Fark Et penceresinden bu hayatın her alanı ile ilgilidir. Yani her kişisel marka iş insanı veya girişimci olmak zorunda değildir, diğer yandan her iş insanı ve girişimci sürdürülebilir bir başarı için kişisel markasına yatırım yapmalıdır.

Hem eğitimlerimde hem de birebir danışmanlıklarımda bu algıyı kırmak yönünde geri bildirimler almaktan mutlu oluyorum. Öncelikle kişinin kendi marka tanımı yapmasına rehberlik ediyorum; çünkü, her insan zaten doğuştan bir marka. Ben sadece olanı keşfe davet ediyorum, yapılandırıp güçlendirmek için.
Kime, nerede, ne zaman, nasıl ve ne kadar görünür olacağın senin kararındır. Bunları netleştirdiğinde kişisel markan parlar, duyulur ve hissedilir. 

Genel

Marka Kadınların Öz Değer Sırrı

Sevdiğin, hoşlandığın veya öyle olduğunu sandığın bir erkekle ayrılmış, onun tarafından terkedilmiş olabilirsin ya da hala ilişki içinde olup ondan istediğin ilgi ve sevgiyi alamıyor olabilirsin.

Bazen, bir kavramı açıklarken ‘ne değildir’ diye bahsetmek, asıl anlatılmak istenilen o kavramı daha net tanımlar. Şimdi ben de tam olarak bunu yapacağım. İşte sana, o erkeğin gözünde daha da değersiz algılanacağın ve onu tamamen kaybetmenin garantili, bir o kadar da eğlenceli yollarını yazıyorum.

Yapış ona. Güzelim porselen bir fincandan çıkmayan ruj lekesi gibi tutun ona. Hemen topla bütün kankalarını, ona senden daha fazla kızan kızlar tayfasını. Kurun 7/24 laf dönecek bir whatsapp grubu. Hepiniz üçer beşer tane de sosyal medyada sahte hesap açın. Stalkingin, dedektifliğin dibine vurun. Nereye, ne zaman, kimle gitmiş, ne yapmış, neden yapmış her koldan bakın, didikleyin. Eski, yeni, potansiyel sevgili, eş, arkadaş ne varsa onlara da dadanın. Sosyal medya yetmez gerçek hayattan da istihbarat toplamak için elinizden gelenin fazlasını yapın. Her gün kızlarla düzenli toplantı yapıp değerlendirin, varsayımlar, yorumlar, hakaretler havada uçuşsun. Kurun da kurun o güzel kafalarınızda. Yazın yazın, ha gayret bir dizi film senaryosu çıkacak buradan, kesin. Önemli işlerin, toplantıların, derslerin, sınavlarında bile bu senaryoda olsun aklın fikrin ne de olsa adamın bin pişman olduğunu sanıyor ve dişini bile senin için fırçaladığını düşünüyorsun.

Hemen gidip saçını başını değiştir, bir sürü gerekli gereksiz yeni kıyafetler al kendine, profil fotolarının hepsini en çekici hallerinle değiştir, her gün eğlenirken, takmıyorum, süperim şeklinde paylaşım yap, delice sarhoş ol arkadaşlarına bile gına getir. Bütün bunların kendini sevmek olduğunu sanıyorsun ya, yap yapabildiğin kadar. Özetle tüm işin gücün, anın, düşüncen, fiziksel ve zihinsel enerjin, hayatın bu adam olsun. Sen ve hayatın yok olsun. Onda ol, onda takılı kal. Daha da önemlisi tüm bunların onu geri getireceğine inan.

Tüm bunlar sana çok mu abartı geldi? Keşke öyle olsa, etrafta buna benzer o kadar çok örnek var ki. Bu ve benzeri tutumlarla herhangi birine attığımız duygusal kancaları karşı taraf bilinç dışında fark eder. Hiç bir iletişimimiz olmasa bile bu düşük ve bağımlı enerjiyi hisseder ve sadece bizden uzaklaşır.

Peki, bunların yerine ne yapabilirsin? Böyle bir durumda öfkelenmen, üzülmen, hayal kırıklığı yaşaman, özlemen, onu merak edip kıskanman son derece normal. Her şeyden önce tüm hissettiklerini tek tek tanımlayıp kabul edeceksin. Bunları öyle herkesle hemen paylaşma dürtünü kontrol edeceksin. Yanında olacak az öz insanı seçeceksin. Bu kişiler olabildiğince duruma ve sana karşı objektif olacak ve gerektiğinde hatalarını da sana hatırlatabilecek.

Yas dönemlerimizi nasıl yönettiğimiz kişisel markamız hakkında çok şey söyler. Kendi deneyimlerine, anılarına, üzüntüsüne, mutluluğuna, yanlış seçimlerine, yanılgılarına saygı duymayan birine kimse hiçbir koşulda duymaz. Öz değerimizi yüksek tutmanın temeli de budur.

Marka kadınlar için de duygularını etkin yönetebilmek özel ve iş yaşamlarında ayrı bir önem taşır. Dişi enerji doğası gereği olma halindedir. Dışarıdan sevgi ve şefkat dolu, yumuşak ve dingin bir yapıdayken içeride duruşu, ilkeleri sağlam, sert bir duruşu vardır. Sınırları ve layık olmadığı tutumlara karşı nettir, güçlüdür. Bir kadını özel hayatında ve bir erkeğin gözünde değerli kılan da budur. Kendi değerini yaşayan bir kadın.

Eğer bir ayrılık acısı yaşıyor veya hak etmediğin bir ilişkideysen içine dön. Tüm olumsuz duyguları kendi kendine ifade et. Kız, ağla. Kendi kendine yaşa ve tüket, yaşadıklarını sindir. Hatalarınla yüzleş ve hayatına devam et. Hobilerinle, işinle, hedeflerinle ilgilen. Umurunda bile olmayan birilerine nispet yapmak için değil gerçekten yanında mutlu, huzurlu olduğun insanlarla zaman geçir, eğlen. Bir süre gözden uzak ol. Kimseye bir şey ispat etmek zorunda değilsin. Kendi merkezindesin ve gücüne güç katıyorsun. Bu da geliyor, bu da geçiyor. Sürecine, markana yakışır bir ev sahibi ol.

Genel

Sahip Kıran Hangi Versiyonun Üstün?

Yunan mitolojisinde cenneti de temsil eden Uranos’un, hem annesi hem eşi olan yeryüzü tanrıçası Gaea’dan Titanlar, Kikloplar ve Hecatonchiresler olmak üzere birçok tanrı çocuğu olur. Uranos’a göre Titanlar ne kadar güzelse diğer çocukları o kadar çirkin ve canavarcadır. Çocuklarının gücü ve görüntüsünden hem korkan hem de nefret eden Uranos onları Tartaros’a hapseder. Bunun intikamını almak isteyen Gaea, babalarına karşı gelmeleri için çocuklarına bir çağrıda bulunur. Bu telkine yanıt veren sadece Titanların en küçüğü olan oğlu Kronos olur. Kronos, orağıyla babası Uranos’u hadım eder ve cennetle dünyayı ayırmış olur. Kardeşi Rhea’yı eş olarak seçen Kronos Titanların yeni kralı olur. Babası Uranos ise kendisine yaptığının aynısının başına geleceği kehanetinde bulunur. O da oğlu tarafından tahtından edilecektir. Bu korku nedeniyle Kronos tüm çocuklarını yutar. Rhea, en son çocuğu olan Zeus’u Girit adasına kaçırıp kurtarır ve Zeus olduğunu söyleyerek Kronos’a bir taş yutturur. Zeus daha sonra babasını zehirler ve Kronos Zeus’un yuttuğu kardeşlerini kusar. Titanlara karşı savaşı da kazanan Zeus ile birlikte artık Olimpos ve tanrıları dönemi başlar.

Tüm bunları neden yazdım?  21 Aralık tarihinde kova burcunda Jüpiter ve Saturn gezegenlerinin Sahip Kıran olarak adlandırılan kavuşumu var. Yani Zeus ve Kronos kavuşumu. Ben astrolog değilim. Sadece meraklı bir takipçisiyim. Bu tarih ve sonrasının yeni başlangıçların, değişimlerin habercisi olduğu söyleniyor. 2021 yılı içinde bu iki gezegenin Uranüs yani Uranos’a sert açılar yapacağı da belirtiliyor. Birbirini tahtlarından eden üç neslin, yüzleşmeleri, restleşmeleri, kavuşmaları ve bunun bize yansımaları. Mitlere göre tanrılar anlaşamaz, kızar, kavga eder ve olan insanlara olur zaten değil mi?

İnsanlığın anlam arayışında, varlığını sorgulamasında, hayatta kalma mücadelesinde, çevresini ve doğayı olduğu kadar gökyüzünü gözlemleme merakı ve becerisini de görürüz. Hesap kitap ve mantığı kadar sezgilerini, döngüleri de takip etmiştir o.

Burçlar, gökyüzünün belirli bir alanı olan takım yıldızlarıyla ilişkilidir. Bu alandaki yıldızlar, aralarında yüzyıllarca ışık yılı olsa da dünyadan aynı düzlemdeymişcesine gözlemlenirler. Bütün olarak bir şekle benzerler bizim için, isimlerini de bu şekle göre alırlar. Şimdilik erişilemez o yıldızların, gizemlerin, belki de çoktan sönmüş ışıkların çok insanca ve naif tanımlarıdır bu şekiller, benzerlikler. Yakınsama halidir. İnsanlık, gezegenlerin bu alanlardaki hareketleri sırasında hayatlarında, toplumlarında ne olup bittiyse kollektif bilincinde biriktirmiş ve bu deneyimleri formüle edemediği, belirsiz geleceğe ışık yapmaya çalışmıştır. Hep bir bağ kurma arayışında olmuştur. Astroloji de bir nevi geçmişi geleceğe, belirsizi öngörüye olasılıklara bağlama çabasıdır. Tam da bu nedenle, bilim olmasa dahi sezgisel bir tanışıklık buluyorum astrolojide. Mitlerdeki tanrıların ismini göklere, gezegenlere, geleceğe veriyoruz hala. Biz döngünün kendisiyiz demenin ne güzel bir yolu bu.

Kova, belgelenen en eski takım yıldızlarından biri. İçinden su taşan bir kavanozu temsil ediyor. O suyu Olimpos’taki tanrılara taşıyor. Eski Mısır’da o kavanoz Nil’e daldığında taşıyor. Çin’de ise askerleri temsil ediyor.

Kova çağı başlar mı, başladı mı bilemem.
Bireysel gelişim uzmanı ve koç olarak benim yorumum; bu kavuşum ve sonrasında, olay ve durumların, engel, zorluk, acı veren taraflarından kaçınan üşengeçler Kronos taraflarına, sadece ödül ve haz veren taraflarına odaklanıp sistemsiz devam edenler de Zeus taraflarına karşı bir içsel mücadele verecekler. Bakalım hangi versiyonlarımız üstün gelecek?

Dede, oğul, torun.. Uranus, Saturn, Jupiter.. her yüzleşme, her savaş ister istemez yeni bir düzlemde yeni bir uzlaşı ve düzen getirir beraberinde. Her düzen, nesil kendini doğuran bir üst nesle karşı durur ve de başarılı olur. Sonuç olarak 21 Aralıkta ne olacak diye soruyorsan işte sana rehberlik edecek birkaç soru. Değerlendirmen dileğiyle.

• Senden doğma ve olma bir üst versiyonunun savaşı kime karşı ve zaferi nasıl olacak?
• Ve kova burcu… hem taşımak hem de taşmaksa… sende taşmakta olanı kime, nasıl ve ne amaçla taşıyorsun?

Genel

Sil Baştan Başlamak Mümkün mü?

Yıl biterken alışkanlığımızdır, yeni yıla dair beklenti, dilek, umutlarımızı sıralamak, yeni hedefler belirlemek. Genelde de giden yılın bize getirdiklerinden pek hoşnut olmayız, yeni gelen daha iyisi güzelini getirsin isteriz. Tarih değişince her şeyin bir anda iyileşmeyeceğini içten içe bilsek de, yeni bir döngünün başına umudumuzu koyarız. Bu bir alışkanlık, öğrenilmişlikten öte doğalımızdır bizim.

‘2020 yılı artık bir bitse de, geçse de kurtulsak’ diye o kadar çok konuşuluyor, yazılıyor, çiziliyor ki; gelenin ne getireceği bilinmezliğini korurken. Kabul ediyorum, bu yıl tüm dünya için zordu, kısıtlayıcıydı, değişmeye zorladı bizi. Kayıplarımız oldu, kaygan bir zeminde yaşamaya başladık sanki ve kaygılarımız arttı. Yine de geçsin bitsin dediğimiz ömrümüz, farkında mıyız?

Yeninin kendine yer bulması için eskinin getirip öğrettiklerini düzenlemek, sindirmek gerekiyor öncelikle. ‘Olan oldu, hadi bitti, gitti’ demekle maalesef umutlar gerçek olmuyor. Bu nedenle bu yazıyı 2021 den istediklerim yerine 2020 gibi zor bir yıldan öğrendiklerime ithaf etmek istedim.

Çok şey öğrendim senden 2020, karantinada kendi içime döndüm, hesabımı kitabımı yeniden yaptım. Hayatıma kendime yeniden baktım.

Her şeyden önce aidiyetlerimi sorgulattın bana ve öğrendim ki;
• Bazı bağlarımı çözmemin, esnetmemin zamanı gelmiş, potansiyel alanımdaki sorumluluklarım için ayrılık gerekiyormuş. Bildik olan, büyümeye engel bir alanmış. Değişime korkuyla direnmek özgürlüğümün önünde dururmuş.


Sahip olduklarımı da sorgulattın bana ve öğrendim ki;
• Eldekilerin olumlu taraflarına odaklanmak, bunlar için şükretmek, yeni fırsatlara kapı açarmış. Hayata güvenmek, akışta kalmak, anın bereketine sığınmak, hedeflerin, planların da beklenmedik şekilde değişebileceğini bilmek önemli ve değerliymiş.

Yaşamı ve zamanı akıp giden çizgi gibi algılama gafletindeyiz. Oysa ki; sadece döngüleri tekrarlıyoruz. Yeni yıl dediğimiz de bildik yolda yeni bir benle yürümekten ibaret. Takvim nasıl olsa değişiyor da, gerekli olan bizim yenilenmemiz, yinelenmemiz. Sen ne dersin?

Genel

Girişimci Kadınlar

Önce bir konuda anlaşalım. Girişimciliğin ırkı, dili, dini olmadığı gibi cinsiyeti de yoktur. Kadınların;
• Üretim dünyasında daha fazla yer alması,
• Ekonomik özgürlüklerini kazanmaları bir yana, bu konuda erkekler kadar güç odağı olmaları,
• Dişi enerjileri ile fark yaratan katkı sunmaları
son derece gerekli, önemli ve değerlidir.
Diğer yandan, bu alanda son dönemde o kadar çok oluşum, çalışma başlatılmıştır ki; artık bu konudaki her söylem marjinal faydasını yitirmeye başlamıştır. Gözlemlediğim ve takip ettiğim kadarıyla bu konudaki faaliyetlerin ölçümlenmesi ya yeterince yapılmıyor ya da bu verimlilik rakamları yeterince paylaşılmıyor. Birçok dernek, grup, topluluk, sosyal girişim olsa da, sonucu nedir, ne kadar faydalıdır şeffaf olarak bilmiyoruz.

Bir diğer önemli ve benim itiraz ettiğim konu, kadınların çoğunlukla toplumda kabul gören rol, sorumluluk ve becerileri üzerine iş modellerine yönlendirilmesi. Pasta, börek yapımı, takı tasarımı, örgü, güzellik sırları üzerine dönen, yerelle sınırlı, dar nitelikli bir ekonomi. Sosyal medya yönetimi eğitimleri vermekle bitseydi keşke her şey. Ben bu kadınlara girişimci diyemiyorum maalesef. Emeğin her türlüsü değerlidir tabii de, ben bu kadınlara el ve ev becerisini ticarileştirmeyi başarmış insanlar diyorum sadece. Bu nedenle de, özellikle kız çocuklarımızı daha erkek egemen mühendislik ve teknoloji alanlarına yönlendiren oluşumları takip ve takdir ediyorum. Girişimci Kadınlar dendiğinde benim aklıma şantiyelerde, laboratuvarlarda, teknokentlerde fark yaratan kadınlar geliyor.

Bir kanalda mikro işletmelerin tanıtımını yapan bir programa rastladım. Kadının biri kendini, pardon işinı tanıtmaya şöyle başladı. ‘Evliyim ve iki çocuk annesiyim.’ Sonrasında ise ne yaptığı işi ne de markasını doğru dürüst anlatabildi. Böyle kaldı aklımda. İşinin reklamı için onca para verdiği haberde geriye kocaman bir sıfır kaldı yani. Ondan sonra çıkan başka biri ise, Almanya’da edindiği tecrübe ve bilgiyi yıllar sonra ülkemize getirmiş, şubeleşmişti ve ne yaptığı, ne sattığı son derece netti. Ve evet, bingo, o da bir kadındı.
Sosyal medyada da anne ve eş kimliği üzerinden, genel, hele ki iş hesabında paylaşım yapan kadınları son derece itici buluyorum. Anne ve eş olarak markalaşabilirsin, bir itirazım olamaz; ama, ortalıkta iş kadınıyım diye dolaşıyorsan her şeyden önce kendi mahremine, özeline saygı duyacaksın. Ayrıca, bana ne eşinin aldığı hediyeden, çocuğunun oyuncağından, bezinden. Bunları yakın çevren ve dostlarınla paylaş, işinle gücünle ne ilgisi var, sadece kişisel ve kurumsal marka kimliğine zarar vermiş oluyorsun.

Özetle, ‘çocuk da yaparım, kariyer de’ lafı çoktan miadı dolmuş ve cinsiyet ayrımcılığını daha da körükleyen bir yaklaşım bana göre. Küresel rekabette söz sahibi olmak için, kadınlar ve erkekler olarak katma değeri yüksek, nitelikli beceri ve bilgiyi geliştirip üreten girişimlerde bulunmalıyız. Girişimciliğin birincil önceliği takipçi kazanmak değil, kalkınmak ve kalkındırmaktır çünkü. 

Genel

Neden Önce Fark Et?

Her değişim, dönüşüm, yeniden yola koyulma, çözüme odaklanma fark etmekle başlar. Bulunduğumuz durumu, düşüncelerimizi, duygularımızı, neleri nasıl algılayıp tanımladığımızı fark ettiğimiz ölçüde yeni deneyimlere, yeni olasılıklara kendimizi açarız.

Yaşam fark edilmeyi bekleyen ayrıntılarda. Tüm güzellik ve mutluluklar da öyle.

Önce Fark Et;

  • Eşsizliğini ve doğuştan bir Marka olduğunu,
  • Varlığınla fark yarattığını,
  • Hikayenin ta kendisi olduğunu,
  • Durumuna en uygun çözümün sende saklı olduğunu

Fark edip yola koyulmaya var mısın?

Genel

Kişisel Marka Kimdir?

Hepimiz doğuştan markayız. Kimimiz bunun farkında, marka gücünü ve kimliğini keşfetmiş, yapılandırmış ve tadını çıkarıyor. Kariyer, özel ve sosyal hayatlarında hedeflerine ulaşmış, yaşam doyumları yüksek olan kişilere baktığımızda onları kolaylıkla Kişisel Marka olarak tanımlıyoruz.

Kişisel Markalaşma ise, “Doğuştan gelen potansiyelin, yaşama yayılmış emek ve yatırımla, özgün bir değer ve fayda karmasına dönüştürülmesi ve paylaşılması” dır. Özetle, bilim ve sanatın karması olan pazarlama olgusunun ve ilkelerinin kendi hayatlarımıza uyarlanmasıdır.

Eğer Sen de Kişisel Markanı;

  • Parlatmak,
  • Duyurmak
  • Hissettirmek

istersen Markanı Keşfet! eğitimlerine katılabilir, bire bir koçluk bazlı danışmanlık hizmetlerimizden yararlanabilirsin.

Genel

Koçlukla Tanışın

Kendine bir iyilik yap. Bırak biri seni dikkatle ve gerçekten anlamak için yargılamadan, eleştirmeden dinlesin. Durumunu, olayları, koşullarını daha geniş bir açıdan görebilmen için sana güçlü sorular sorsun. Bu soruların doğrusu yanlışı değil, sadece sana göresi olsun.

Sana ayna tutsun. Yolunu belirlerken yanında dursun, yolda tutmak için gücünü, cesaretini, öz güvenini ortaya çıkarmana yardımcı olsun.

Uzun yıllardır, hayatın tüm alanlarında insanlara destek olmuş, hedeflerine ulaşmalarını sağlamış bir yöntem, bir araçtır koçluk. Lüks değil, ihtiyaçtır.

Sen de;

  • Hedeflerini netleştirmek,
  • Başarmak,
  • Oyunda Ben de Varımdemek,
  • Hayatla, insanlarla ve kendinle iletişimini, ilişkilerini iyileştirmek

istiyorsan, hemen harekete geç. Koçluk verilmez, alınır!