Genel

Aşkla Büyüyenler

Aşka bulanıp bulanıp yeniden doğanlar.. hiç sevilmemişler midir gerçekten? Öyle güzel, öyle çok sevildiği zamanlar da olmuştur ki aslında. Yine de onları en çok hayat sever, Tanrı’nın kutsadığı çocuklardır onlar. Başka acılarla sınadığı çocukları gibi, kalbini açarak ateşe atlamayı göze alanları her zaman koruyup kollar o. Bu çocuklar olduğu için şiirler var, romanlar, filmler, şarkılar, resimler hatta çilingir sofraları. Hadi eksiltelim Sezen gibi bir kadını bu dünyadan, silelim Nazım’ın memleket kadar hasret kaldığı kadınları, yok sayalım Fikriye’nin onurlu sonunu, görmeyelim Frida’nın ruhunun kanıyla boyadığı fırça darbelerini. Bir yerlerde direnen kadınlar varsa hala, hadi hapsedelim, öldürelim Che’nin tek bir gülüşüne yanık yüreklerini.

Geçtiğimiz günlerde ‘Kurak Günler’i konuşuyorduk. Biri dedi ki; hikayede ‘gereksiz bir aşk yoktu, o yüzden daha çok sevdim filmi’. Evet, hiçbir yürekte sevgi yoktu, belki de o yüzden sadece günler değil her şey acımasızca kuraktı. Sevgi ahlaksız tutunamaz, ahlak da sevgisiz yön bulamaz. Bazı şeyler yokluklarıyla ne güzel anlatır kendilerini.

Aşkla büyüyenlerin tek günahı her seferinde yemin bozmalarıdır. Daldan dala atlamak yerine, her şeye gebe belirsizliğin dibine düşmeyi tercih ederler. Laf olsun diye yaşamayacaklarını bildikleri için de korkarlar. Düştükleri yerden yine onu içine çeken girdabın güzellikleriyle çıkarlar. Acı hafiflediğinde onu bir zamanlar mutlu eden her detayı hatırlar, onlara tutunurlar, başka çivilere değil. En sonunda ‘iyi ki sevdim’ diyebilirler. Sevginin, aşkın basit bir muhasebe hesabı olmadığını, karşılığının o insandan olmasa bile bir yerden bir şekilde geleceğini bilirler. Aşk, içinde birçok duyguyu barındırır ve karanlık tarafında yıkıcı, aydınlık tarafında olgunlaştırıcıdır. Hayat, aşk acısını öfke, kin, kıskançlık, şiddet, sahiplenme, bağımlılık yerine yaratıcı bir enerjiye dönüştürmeyi seçenleri ödüllendirir. Güzel bir nokta, karşılıklı karşılıksız, acılı acısız tüm aşklara yakışandır.

Ben her zaman aşkla büyüyen bir çocuk olduğum için şükrettim. Açlıkla, yoksunlukla, yoksullukla, savaşla, nefretle, şiddetle, hastalıkla büyüyen o kadar çok çocuk var ki.. aşk acısı çektiğim için ne yaşama ne de aşkın acıya sebep olan güzelliklerine isyan edemem. Bir yerlerde, bu devirde, kız çocuklarına ilkokul bile yasak edilirken bir kadın olarak aşık olup ifade edebildiğim için şikayet de edemem. Aşk, sevgi bana göre sonuç almak değil yaşamak meselesi. Tüm enkazlarından razı bir kadın olarak isteyen tüm cesur yüreklere yeni yılda dileyeyim mi o zaman? 

Genel

Önce Hayatla ve Kendinle Flört Et

Sıradan bir İzmir gününde gayet sıradan düşüncelerle yolda yürürken karşıdan kendi aralarında şakalaşarak gelen bir öğrenci grubu fona dahil oldu. Tam bana okul çıkışı zamanını hatırlatıyor derken gençlerden biri bir anda yere düştü. Şaşırmaya fırsat kalmadan yanımdan geçen bir adam, düşen kızı arkadaşlarına işaret edip ‘bırakmayın ya belki lazım olur’ dedi. Ben dahil hepimiz bastık kahkahayı. Pandemiydi, ekonomiydi derken özledik. Beklenmedik bir anda gülmeyi, tanımadıklarımızla tereddüt etmeden şakalaşmayı, hayatı birlikte o anda neşe ile bir yapmayı. 

Videolarına aşina olduğum Adil Yıldırım’ın Flört Etme Sanatı kitabını ilk halinden beri takipteydim ve öncelikle hayatla yeniden flört etmek ve yaşam enerjimi yükseltmek için okumaya niyet etmiştim. Bu olaydan birkaç gün sonra kadın kuzenim ilişkileri konuşurken ‘biz flört etmeyi bilmiyoruz bence, sen buna biraz kafa yorsana’ deyince ‘al tüyosu’ ikinci kez gelmiş oldu. Yine hayatın zamanlaması muhteşemdi; çünkü, bu plansız ertemele sayesinde kitabın genişletilmiş versiyonuyla buluşmuş oldum.

Sevdiğim kafelerden birine oturup okumaya başladım. (Yok Adil Bey valla kimse benden tuzluk, şekerlik filan istemedi ya da kitaptan kafamı kaldıramadığımdan fırsat bulamadı garibim. Olmaz ki ama hem flört et deyip hem de kısmet kapamak). Kitap evimde aynı günün akşamında bitiverdi, daha yeni ısınmıştık oysa birbirimize. Çok güzel vakit geçirip de büyüden telefon numaralarımızı alıp vermeden ayrılıp sonradan ayılmak gibi oldu.

Kitabı en başından beri ‘ben bu durumda ne yapardım, ne söylerdim, nasıl bir tavır takınırdım?’ diyerek okudum. Adil Bey duymasın, o kahve makinesi başındaki ve güneşlenme sahnelerinde çok daha yaramaz yanıtlar verirdim. Ya da duysun yahu, kitabın ileriki bölümlerinde okurlarından istediği tam da bu zaten, kendi flört sahnelerimizi hayal edebilmek.

Kitapta flört oyununa has kural ve ilkeleri öğrenirken kendi tarzınızı da keşfediyorsunuz ve bence daha önemlisi içinizdeki o potansiyeli karşı taraftaki nasıl bir tarzın uyandırdığını, kışkırtıp sizi harika bir oyuncuya dönüştürdüğünü. Kitabı okurken nasıl olduğunu fark etmeden uydu gibi yörüngesine giriverdiğim adamların flörtte ne kadar usta olduğunu gülümseyerek ve biraz da özlemle hatırladım. Sonuçlarından bağımsız hepsi bana şöyle demişti. ‘Komik, eğlenceli ve zeki bir kadınsın, seninle çok keyifli vakit geçiriyorum’.

Sadece o usta erkekleri değil, hayatın da içimdeki o eğlenceli kadını ortaya çıkaran hallerini seviyorum. Bu nedenle ta en baştaki niyetim gerçeğe dönüştü, kitap kesinlikle beni ben yapan yaşam enerjimi bana hatırlattı.

Adil Bey ve kitabına çok teşekkür ediyor, keyifle size öneriyor ve şuraya flörtün bendeki tanımını bırakıyorum. Aynı anda aklından aynı yaramazlığı geçirirken bunu sadece muzip bir gülümseme ve bakışla ifade edip diğerleri somurturken hayatın kendisini oyununuza taraftar yapabilmektir.

Bu arada dün akşam, kitabın arasında deresinde bir yerlerde, elmamı yıkayıp tepsiye koymuştum ki taşırken yuvarlanıp yere düştü ve benim ağzımdan o anda ‘a ha, Newton beni andı’ gibi bir cümle çıkıverdi. Kendi kendime gülüp o kadar eğlendim ki. Hayatın son günlerde düşmek eylemi üzerinden beni güldürüp benimle flört etmesine ne demeli bilmem. Hayırlısı 🙂

Genel

Marka Erkeklerin Öz Yeterlilik Sırrı

İnsana dair gelişim, değişim ve dönüşüm sürecinden bahsederken aşk ilişkilerini ele almak en doğalı sanırım. Hem daha çok ilgi çekiyor hem de özel ilişkiler, insanın öz saygı unsurlarına çokça ihtiyaç duyduğu için yararlanmayı bilirsek sürecimize önemli katkılarda bulunuyor. Dünyada açlık, yalnızlık, savaş, hastalık, yoksulluk, yoksunluk, cehalet, baskıyla kendini yaratmak zorunda kalan nice insan varken ben de birçok olumsuzluk yaşamama rağmen her zaman aşkla büyüdüğüm için şükran dolu olmuşumdur.

Başka bir yazımda marka kadınların öz değer sırrından bahsetmiştim, bu yazı da marka erkekler için gelsin. Öncelikle şunu belirtelim, bir ilişkide doğaları gereği kadın değerinin bilinmesini erkek de yeterliliğinin fark edilmesini ve takdir edilmesini ister. Özellikle değerli ve yeterli hissetmek ister demiyorum; çünkü kimse bir diğerine böyle hissettirmekle sorumlu değildir. Biz kendimizi değerli ve yeterli hissetmeliyiz. İşin sırrı ve de özü de burada saklı ve sorunların birçoğunun kaynağı da.

Eğer sen de bir erkek olarak ağzınla kuş tutsan da bir türlü memnun olmayan, seni sürekli diğer erkeklerle kıyaslayan kadınlara çekiliyor ve kendini sıklıkla takdir edilmediğin, yeterli görülmediğin ilişkilerde buluyorsan işte sana öz yeterliliğin üzerine düşünmen gerekenler.

Fotoğraf: Josh Hild 

Sen zaten bir kahramansın, bunu hissetmen için bir kadına ihtiyacın yok.

Erkeğin doğası aksiyondur, mücadele ve rekabet etmek, üstün gelmek, işe yaramak, yaptıklarıyla mutlu edebilmektir. O eylemlerinin biri için fark yarattığını bilmek, deneyimlemek ister. Yine de, nasıl ki bir kadının değerli olduğunu hissetmesi için bir erkeğin, başka birinin varlığına ihtiyacı yoktur, bir erkeğin de kendini yeterli bulması başka birine bağlı değildir. Yaşamına bir bak. Yaptıkların, başardıkların, gerçekleştirdiklerin, dokunduğun hayatlar, kazanımların. Sen bunlara sahip çıkmazsan başkası ne kadar takdir etse seni tatmin etmez. Özgün savaşçı tarzını keşfet, benimse. Hedeflerine, ne istediğine ve güçlü yönlerine odaklan. Başarısızlıklarınla, hatalarınla barışmanın yolunu bul, özgürleş. Daima kendine hatırlat, süper kahramanların bile zayıf noktaları var.

Kendine rakip olmayı bırak, kendi önünden çekil.

O özel kadına sunabileceklerine odaklan. Sana özgü senin tarzınla onunla paylaşmak istediklerine. Birçok erkek yapmak isteyip de bir nedenle yapamadıklarına odaklanmakla o kadar mesgul ki, geri planda sürekli hayali rakip yaratıyor. Böyle yaparak da kendilerinde olan ve paylaşıldığında kadını çok mutlu edebilecek yönlerine, özelliklerine ve imkanlarına karşı körleşiyorlar. 

‘Kadınlar kendilerine kötü davranan erkeklerin peşinden gider’ genellemesinden uzak dur.

Etrafta ‘adam gibi adam yok’ diye şikayet edip karşılaştıklarını da seçmeyen kadınlar olabilir. Bu onların kendileriyle ilgili bir durum ve emin ol, bu tür adamlara çekilmeye karşı kendini iyileştirmeye çabalayan kadın da oldukça fazla. Bu bahane sana bir şey kazandırmadığı gibi sağlıklı bir ilişkiye hazır kadınları da göz ardı etmene sebep olur.

Kendi gücünün farkında, özgüveni yüksek marka bir erkek eril enerjisini verimli ve akıllıca kullanır. Bir kadının ilgisini çekmek için bu gücü, yerinde, zamanında ve olması gerektiği ölçüde kullanır. Böyle bir erkek kendi değerinin farkında bir kadın için son derece çekicidir. Öz yeterliliğin yükseldikçe çaban başka insanlardan onay beklentisi yerine yaşam amacına yönelecektir ve bu da sana o özel kadından da başkalarından da daha çok takdir getirecektir.