Genel

Pazarlamayı Yeniden Pazarlamak

Fotoğraf Andrea Piacquadio

Pazarlama yüksek lisans derslerimizde pazarlama ve onunla ilgili kavramlara karşı ön yargılardan sıklıkla bahsederdik. Pazarlama deyince çoğu insanın aklına maddi bedel karşılığı yapılan satış ve satın alma işlemleri geliyor. Özellikle eğitim ve sağlık sektörlerinde kullanılan ‘müşteri’ kavramı çok rahatsız edici geliyor insanlara. Diğer yandan, sadece ticari faaliyet olarak algılanması; onun, bunun çok daha ötesinde, bir iletişim modeli olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Beğenin beğenmeyin bu model hayatımızın her anında ve her alanında olmaya devam ediyor. Bu nedenle de psikoloji, sosyoloji ve sinir bilimleriyle de yakın temasta gidiyor. Flört ederken, iş toplantısında diğer departmandan birini ikna etmeye çalışırken, bağış toplarken, sosyal medyada düşünce ve duygularınızı ifade ederken pazarlama eylemi içindesiniz aslında.

Kişisel marka eğitimlerimde temel oluşturmak için pazarlama ve marka kavramıyla başlıyorum. Ön yargıları konuştuğumuz için de ilk konu başlığım ‘Pazarlamayı Yeniden Pazarlamak’ oluyor. İhtiyacımız olmayanı bize satma eylemi olarak tanımlayan, reklamlara kızan çok. Sanki her satın alma işleminde kafamıza silah dayatıĺıyormuş gibi. Vahşi kapitalizm diye kızmak da bizi işin içinden çıkarmıyor ve yanlış veya etik dışı uygulamalara yeni çözüm yolları da üretmiyor.

Kişisel marka deyince haliyle bu ön yargılar iyice su yüzeyine çıkıyor. İtirazlar yükseliyor, ‘Biz mal mıyız, alınıp satılır mıyız?’ diye. Bu kısır bakış açısıyla başka algı gelmesi pek mümkün değil zaten. Hatta kişisel marka kimliği ve değeri üzerinden geçimini sağlayan, bu konuda tanınan biri bile ki -bu kesim genelde sanatsal üretim içinde olan kişiler oluyor- kişisel markalaşmaya tepki gösterebiliyor.

Bu dar bakış açısı, genel anlamda pazarlamaya karşı algıyı negatif yönde pekiştirecek şekilde kişisel marka tanımını da yanlış veya epey eksik tanımlamaya sebep oluyor. Kişisel markayı sosyal medya fenomeni, marka işbirliği yaparak social influencer olmak ile sınırlayan çok. Kişisel değer ve kimliğinden vazgeçerek kendine ismi üzerinden ticari alan açmak olarak tanımlayan.

Oysa ki; kişisel markalaşma öncelikle bireysel gelişim sürecidir. İnsanın var olma, fark edilme, kabul görme, takdir edilme ve bağ kurma ihtiyaçlarını keşfedip yönetme sürecine pazarlama ve marka yönetimi ilkelerini de eklemektir. Özgünlüğü ve değerleri üzerinden hayatının CEO’su, lideri ve koçu olma halidir. Kişisel marka ürün/hizmet/meta/nesne değil bir değer paketidir. Bu kavramın menşei olan batıda sadece kariyer, profesyonel yetkinlik alanı ile sınırlandırılırken Önce Fark Et penceresinden bu hayatın her alanı ile ilgilidir. Yani her kişisel marka iş insanı veya girişimci olmak zorunda değildir, diğer yandan her iş insanı ve girişimci sürdürülebilir bir başarı için kişisel markasına yatırım yapmalıdır.

Hem eğitimlerimde hem de birebir danışmanlıklarımda bu algıyı kırmak yönünde geri bildirimler almaktan mutlu oluyorum. Öncelikle kişinin kendi marka tanımı yapmasına rehberlik ediyorum; çünkü, her insan zaten doğuştan bir marka. Ben sadece olanı keşfe davet ediyorum, yapılandırıp güçlendirmek için.
Kime, nerede, ne zaman, nasıl ve ne kadar görünür olacağın senin kararındır. Bunları netleştirdiğinde kişisel markan parlar, duyulur ve hissedilir. 

Genel

Sahip Kıran Hangi Versiyonun Üstün?

Yunan mitolojisinde cenneti de temsil eden Uranos’un, hem annesi hem eşi olan yeryüzü tanrıçası Gaea’dan Titanlar, Kikloplar ve Hecatonchiresler olmak üzere birçok tanrı çocuğu olur. Uranos’a göre Titanlar ne kadar güzelse diğer çocukları o kadar çirkin ve canavarcadır. Çocuklarının gücü ve görüntüsünden hem korkan hem de nefret eden Uranos onları Tartaros’a hapseder. Bunun intikamını almak isteyen Gaea, babalarına karşı gelmeleri için çocuklarına bir çağrıda bulunur. Bu telkine yanıt veren sadece Titanların en küçüğü olan oğlu Kronos olur. Kronos, orağıyla babası Uranos’u hadım eder ve cennetle dünyayı ayırmış olur. Kardeşi Rhea’yı eş olarak seçen Kronos Titanların yeni kralı olur. Babası Uranos ise kendisine yaptığının aynısının başına geleceği kehanetinde bulunur. O da oğlu tarafından tahtından edilecektir. Bu korku nedeniyle Kronos tüm çocuklarını yutar. Rhea, en son çocuğu olan Zeus’u Girit adasına kaçırıp kurtarır ve Zeus olduğunu söyleyerek Kronos’a bir taş yutturur. Zeus daha sonra babasını zehirler ve Kronos Zeus’un yuttuğu kardeşlerini kusar. Titanlara karşı savaşı da kazanan Zeus ile birlikte artık Olimpos ve tanrıları dönemi başlar.

Tüm bunları neden yazdım?  21 Aralık tarihinde kova burcunda Jüpiter ve Saturn gezegenlerinin Sahip Kıran olarak adlandırılan kavuşumu var. Yani Zeus ve Kronos kavuşumu. Ben astrolog değilim. Sadece meraklı bir takipçisiyim. Bu tarih ve sonrasının yeni başlangıçların, değişimlerin habercisi olduğu söyleniyor. 2021 yılı içinde bu iki gezegenin Uranüs yani Uranos’a sert açılar yapacağı da belirtiliyor. Birbirini tahtlarından eden üç neslin, yüzleşmeleri, restleşmeleri, kavuşmaları ve bunun bize yansımaları. Mitlere göre tanrılar anlaşamaz, kızar, kavga eder ve olan insanlara olur zaten değil mi?

İnsanlığın anlam arayışında, varlığını sorgulamasında, hayatta kalma mücadelesinde, çevresini ve doğayı olduğu kadar gökyüzünü gözlemleme merakı ve becerisini de görürüz. Hesap kitap ve mantığı kadar sezgilerini, döngüleri de takip etmiştir o.

Burçlar, gökyüzünün belirli bir alanı olan takım yıldızlarıyla ilişkilidir. Bu alandaki yıldızlar, aralarında yüzyıllarca ışık yılı olsa da dünyadan aynı düzlemdeymişcesine gözlemlenirler. Bütün olarak bir şekle benzerler bizim için, isimlerini de bu şekle göre alırlar. Şimdilik erişilemez o yıldızların, gizemlerin, belki de çoktan sönmüş ışıkların çok insanca ve naif tanımlarıdır bu şekiller, benzerlikler. Yakınsama halidir. İnsanlık, gezegenlerin bu alanlardaki hareketleri sırasında hayatlarında, toplumlarında ne olup bittiyse kollektif bilincinde biriktirmiş ve bu deneyimleri formüle edemediği, belirsiz geleceğe ışık yapmaya çalışmıştır. Hep bir bağ kurma arayışında olmuştur. Astroloji de bir nevi geçmişi geleceğe, belirsizi öngörüye olasılıklara bağlama çabasıdır. Tam da bu nedenle, bilim olmasa dahi sezgisel bir tanışıklık buluyorum astrolojide. Mitlerdeki tanrıların ismini göklere, gezegenlere, geleceğe veriyoruz hala. Biz döngünün kendisiyiz demenin ne güzel bir yolu bu.

Kova, belgelenen en eski takım yıldızlarından biri. İçinden su taşan bir kavanozu temsil ediyor. O suyu Olimpos’taki tanrılara taşıyor. Eski Mısır’da o kavanoz Nil’e daldığında taşıyor. Çin’de ise askerleri temsil ediyor.

Kova çağı başlar mı, başladı mı bilemem.
Bireysel gelişim uzmanı ve koç olarak benim yorumum; bu kavuşum ve sonrasında, olay ve durumların, engel, zorluk, acı veren taraflarından kaçınan üşengeçler Kronos taraflarına, sadece ödül ve haz veren taraflarına odaklanıp sistemsiz devam edenler de Zeus taraflarına karşı bir içsel mücadele verecekler. Bakalım hangi versiyonlarımız üstün gelecek?

Dede, oğul, torun.. Uranus, Saturn, Jupiter.. her yüzleşme, her savaş ister istemez yeni bir düzlemde yeni bir uzlaşı ve düzen getirir beraberinde. Her düzen, nesil kendini doğuran bir üst nesle karşı durur ve de başarılı olur. Sonuç olarak 21 Aralıkta ne olacak diye soruyorsan işte sana rehberlik edecek birkaç soru. Değerlendirmen dileğiyle.

• Senden doğma ve olma bir üst versiyonunun savaşı kime karşı ve zaferi nasıl olacak?
• Ve kova burcu… hem taşımak hem de taşmaksa… sende taşmakta olanı kime, nasıl ve ne amaçla taşıyorsun?