Genel

Marka Kadınların Öz Değer Sırrı

Sevdiğin, hoşlandığın veya öyle olduğunu sandığın bir erkekle ayrılmış, onun tarafından terkedilmiş olabilirsin ya da hala ilişki içinde olup ondan istediğin ilgi ve sevgiyi alamıyor olabilirsin.

Bazen, bir kavramı açıklarken ‘ne değildir’ diye bahsetmek, asıl anlatılmak istenilen o kavramı daha net tanımlar. Şimdi ben de tam olarak bunu yapacağım. İşte sana, o erkeğin gözünde daha da değersiz algılanacağın ve onu tamamen kaybetmenin garantili, bir o kadar da eğlenceli yollarını yazıyorum.

Yapış ona. Güzelim porselen bir fincandan çıkmayan ruj lekesi gibi tutun ona. Hemen topla bütün kankalarını, ona senden daha fazla kızan kızlar tayfasını. Kurun 7/24 laf dönecek bir whatsapp grubu. Hepiniz üçer beşer tane de sosyal medyada sahte hesap açın. Stalkingin, dedektifliğin dibine vurun. Nereye, ne zaman, kimle gitmiş, ne yapmış, neden yapmış her koldan bakın, didikleyin. Eski, yeni, potansiyel sevgili, eş, arkadaş ne varsa onlara da dadanın. Sosyal medya yetmez gerçek hayattan da istihbarat toplamak için elinizden gelenin fazlasını yapın. Her gün kızlarla düzenli toplantı yapıp değerlendirin, varsayımlar, yorumlar, hakaretler havada uçuşsun. Kurun da kurun o güzel kafalarınızda. Yazın yazın, ha gayret bir dizi film senaryosu çıkacak buradan, kesin. Önemli işlerin, toplantıların, derslerin, sınavlarında bile bu senaryoda olsun aklın fikrin ne de olsa adamın bin pişman olduğunu sanıyor ve dişini bile senin için fırçaladığını düşünüyorsun.

Hemen gidip saçını başını değiştir, bir sürü gerekli gereksiz yeni kıyafetler al kendine, profil fotolarının hepsini en çekici hallerinle değiştir, her gün eğlenirken, takmıyorum, süperim şeklinde paylaşım yap, delice sarhoş ol arkadaşlarına bile gına getir. Bütün bunların kendini sevmek olduğunu sanıyorsun ya, yap yapabildiğin kadar. Özetle tüm işin gücün, anın, düşüncen, fiziksel ve zihinsel enerjin, hayatın bu adam olsun. Sen ve hayatın yok olsun. Onda ol, onda takılı kal. Daha da önemlisi tüm bunların onu geri getireceğine inan.

Tüm bunlar sana çok mu abartı geldi? Keşke öyle olsa, etrafta buna benzer o kadar çok örnek var ki. Bu ve benzeri tutumlarla herhangi birine attığımız duygusal kancaları karşı taraf bilinç dışında fark eder. Hiç bir iletişimimiz olmasa bile bu düşük ve bağımlı enerjiyi hisseder ve sadece bizden uzaklaşır.

Peki, bunların yerine ne yapabilirsin? Böyle bir durumda öfkelenmen, üzülmen, hayal kırıklığı yaşaman, özlemen, onu merak edip kıskanman son derece normal. Her şeyden önce tüm hissettiklerini tek tek tanımlayıp kabul edeceksin. Bunları öyle herkesle hemen paylaşma dürtünü kontrol edeceksin. Yanında olacak az öz insanı seçeceksin. Bu kişiler olabildiğince duruma ve sana karşı objektif olacak ve gerektiğinde hatalarını da sana hatırlatabilecek.

Yas dönemlerimizi nasıl yönettiğimiz kişisel markamız hakkında çok şey söyler. Kendi deneyimlerine, anılarına, üzüntüsüne, mutluluğuna, yanlış seçimlerine, yanılgılarına saygı duymayan birine kimse hiçbir koşulda duymaz. Öz değerimizi yüksek tutmanın temeli de budur.

Marka kadınlar için de duygularını etkin yönetebilmek özel ve iş yaşamlarında ayrı bir önem taşır. Dişi enerji doğası gereği olma halindedir. Dışarıdan sevgi ve şefkat dolu, yumuşak ve dingin bir yapıdayken içeride duruşu, ilkeleri sağlam, sert bir duruşu vardır. Sınırları ve layık olmadığı tutumlara karşı nettir, güçlüdür. Bir kadını özel hayatında ve bir erkeğin gözünde değerli kılan da budur. Kendi değerini yaşayan bir kadın.

Eğer bir ayrılık acısı yaşıyor veya hak etmediğin bir ilişkideysen içine dön. Tüm olumsuz duyguları kendi kendine ifade et. Kız, ağla. Kendi kendine yaşa ve tüket, yaşadıklarını sindir. Hatalarınla yüzleş ve hayatına devam et. Hobilerinle, işinle, hedeflerinle ilgilen. Umurunda bile olmayan birilerine nispet yapmak için değil gerçekten yanında mutlu, huzurlu olduğun insanlarla zaman geçir, eğlen. Bir süre gözden uzak ol. Kimseye bir şey ispat etmek zorunda değilsin. Kendi merkezindesin ve gücüne güç katıyorsun. Bu da geliyor, bu da geçiyor. Sürecine, markana yakışır bir ev sahibi ol.

Genel

Girişimci Kadınlar

Önce bir konuda anlaşalım. Girişimciliğin ırkı, dili, dini olmadığı gibi cinsiyeti de yoktur. Kadınların;
• Üretim dünyasında daha fazla yer alması,
• Ekonomik özgürlüklerini kazanmaları bir yana, bu konuda erkekler kadar güç odağı olmaları,
• Dişi enerjileri ile fark yaratan katkı sunmaları
son derece gerekli, önemli ve değerlidir.
Diğer yandan, bu alanda son dönemde o kadar çok oluşum, çalışma başlatılmıştır ki; artık bu konudaki her söylem marjinal faydasını yitirmeye başlamıştır. Gözlemlediğim ve takip ettiğim kadarıyla bu konudaki faaliyetlerin ölçümlenmesi ya yeterince yapılmıyor ya da bu verimlilik rakamları yeterince paylaşılmıyor. Birçok dernek, grup, topluluk, sosyal girişim olsa da, sonucu nedir, ne kadar faydalıdır şeffaf olarak bilmiyoruz.

Bir diğer önemli ve benim itiraz ettiğim konu, kadınların çoğunlukla toplumda kabul gören rol, sorumluluk ve becerileri üzerine iş modellerine yönlendirilmesi. Pasta, börek yapımı, takı tasarımı, örgü, güzellik sırları üzerine dönen, yerelle sınırlı, dar nitelikli bir ekonomi. Sosyal medya yönetimi eğitimleri vermekle bitseydi keşke her şey. Ben bu kadınlara girişimci diyemiyorum maalesef. Emeğin her türlüsü değerlidir tabii de, ben bu kadınlara el ve ev becerisini ticarileştirmeyi başarmış insanlar diyorum sadece. Bu nedenle de, özellikle kız çocuklarımızı daha erkek egemen mühendislik ve teknoloji alanlarına yönlendiren oluşumları takip ve takdir ediyorum. Girişimci Kadınlar dendiğinde benim aklıma şantiyelerde, laboratuvarlarda, teknokentlerde fark yaratan kadınlar geliyor.

Bir kanalda mikro işletmelerin tanıtımını yapan bir programa rastladım. Kadının biri kendini, pardon işinı tanıtmaya şöyle başladı. ‘Evliyim ve iki çocuk annesiyim.’ Sonrasında ise ne yaptığı işi ne de markasını doğru dürüst anlatabildi. Böyle kaldı aklımda. İşinin reklamı için onca para verdiği haberde geriye kocaman bir sıfır kaldı yani. Ondan sonra çıkan başka biri ise, Almanya’da edindiği tecrübe ve bilgiyi yıllar sonra ülkemize getirmiş, şubeleşmişti ve ne yaptığı, ne sattığı son derece netti. Ve evet, bingo, o da bir kadındı.
Sosyal medyada da anne ve eş kimliği üzerinden, genel, hele ki iş hesabında paylaşım yapan kadınları son derece itici buluyorum. Anne ve eş olarak markalaşabilirsin, bir itirazım olamaz; ama, ortalıkta iş kadınıyım diye dolaşıyorsan her şeyden önce kendi mahremine, özeline saygı duyacaksın. Ayrıca, bana ne eşinin aldığı hediyeden, çocuğunun oyuncağından, bezinden. Bunları yakın çevren ve dostlarınla paylaş, işinle gücünle ne ilgisi var, sadece kişisel ve kurumsal marka kimliğine zarar vermiş oluyorsun.

Özetle, ‘çocuk da yaparım, kariyer de’ lafı çoktan miadı dolmuş ve cinsiyet ayrımcılığını daha da körükleyen bir yaklaşım bana göre. Küresel rekabette söz sahibi olmak için, kadınlar ve erkekler olarak katma değeri yüksek, nitelikli beceri ve bilgiyi geliştirip üreten girişimlerde bulunmalıyız. Girişimciliğin birincil önceliği takipçi kazanmak değil, kalkınmak ve kalkındırmaktır çünkü.