Kariyer ve Meslek Seçimi Koçluğu

Kariyerimi Nasıl Mahvettim?

Yine geldi mi bir YKS tercih dönemi daha? Beklenen ve alınan puanlar arasındaki fark kadar kafalar karıştı mı, hayallerini tutturanlar için şaka maka üniversite hayatı başlıyor mu? En iyisi en baştan anlatmak. Bu girizgahla plaza entrikaları, sürünme anıları paylaşmayacağım az çok anlaşılmıştır sanırım. Ha olmadı mı, oldu tabi ki en bir güzellerinden, yine de işin özüne değineceğim bu yazıda. Magazin kısmını başka bir ara konuşuruz.

Ben her zaman, sorun çıkartmayan, inek, köşe yastığı gibi bir evlat ve öğrenci oldum. Bir üretim bandında ilerliyor gibiydim, yol belli, bir sonraki aşama belli, devam et gitsin. Günlerden bir gün bu bantın sonunda bir seçim yapmam istendi. Lise bitiyor devamında kesin üniversiteye gideceğim de, hangi bölüme? ‘Haydaaa, neee bileyim ben?’ Çocukluğumda bile bana kimse ne olacağımı sormamış, bunun üzerine düşünmem gerektiğini bile fark etmemişim. Hep belli bir kurallar ve sisteme göre gitmişim işte. Hiç sormamışım ki kendime ne yapmak istiyorum, hayalim ne, iş hayatı ve para kazanmak ne demek, kariyer nedir, meslek nedir, nasıl seçilir? Iyi de zamanı geldi bir karar vermem gerek ki ona göre alan seçeyim, hazırlanayım. En kolayını yaptım. Kesinlikle istemediklerimden elemeyle başladım. Fen dersleri benim için acıdan başka bir şey değildi, kafam basmıyordu çok net. Hooopp mühendislikler, tıp filan çıktı listeden. Matematik seviyorum en azından, sosyal bilgiler de eh işte ezber filan sıkıcı da, katlanır hallederim bir şekilde. O kadar da paniğe gerek yokmuş ya, şekilleniyor bir şeyler galiba kafamda. Evet eşit ağırlık diye bir şey kaldı elimde, onunla neler yazabilirim o halde? ‘Aaa işletme/iktisat diye bir şey varmış, mezunlar yöneticilik falan yapıyormuş, e tamam işte. En iyi üniversitelerden birini kazan-hep yaptığın gibi- gerisi gelir, bakarız ya. Olmadı hukuk da olur, yazabiliyor muyuz sen ona bak.
İşte bu kadaaarrr.’ mı acaba?

Fotoğraf: Emily Ranquist

Evde var iki mühendis, anne ve baba. Koptu mu bir kıyamet! ‘Neeee işletme mi yazacaksın, neyi işleteceksin kızım? Ne saçma hayaller bunlar, gittiiii gitti gitti, bunca yıllık emeğin gitti, at çöpe. Olmaz, yazamazsın!’
‘İstemiyorum ya, mühendis filan olamam ben, fizik, kimya nefret ediyorum, anlamıyorum, nasıl yaparım, nasıl okurum ben?’
Sanırım hayatımda ilk kez başka çarem olmadığı için onlara karşı geldim, ilk defa ne istediğimi açıkça beyan ettim. ‘İşletmeyi hedefliyorum, nokta!’ ‘Peki, ne halin varsa gör o zaman, işletmeymiş.’

Seçimlerimiz başkalarınca onay, kabul görmek, değerli bulunmak zorunda değil, yeter ki reddedilenin ‘biz’ olduğumuz yanılgısına kapılmayalım. Seçimimin arkasında durmamda bana gücü bu anlayış vermişti işte. Onlar beni seviyorlar, kendilerince benim için iyi olanı istiyorlardı ve ben kendim için başka bir yol seçmiştim. Olan biten sadece buydu.
Ondan sonra sınava hazırlanırken sessiz sedasız hep yanımda durdular. Başarmıştım. İlk tercihimi, işletmeyi kazanmıştım. Ben mutluydum, onlar da öyle ve benimle gurur duyuyorlardı.
Kör bir atış, az farkındalık, sıfıra yakın hayalle önemli bir seçim yapmıştım. Hayat da beni seviyordu ve şanslıydım. Severek çook severek okudum bölümümü. Bir kaç soru boşum veya yanlışım olsaydı iktisatı kazanacaktım ve üniversite hayatım muhtemelen kabusa dönecekti. Peki, keyif ve başarı dolu bir üniversite hayatı bana doyumlu bir kariyer sunmaya yetti mi? İşte, mahvetme kısmı da tam olarak bu noktada başlıyor; çünkü, en baştaki amaçsızlık ve hayal yoksunluğu yol boyunca sıklıkla çıktı karşıma. İş istediğiniz bölümü, üniversiteyi kazanmakla bitmiyor, bütüncül bir bakış açısı geliştirmek, kariyer farkındalığı kazanıp yol boyunca kendini şekillendirmek gerekiyor.

Israrla neden meslek seçimi koçluğu dediğimi bilmem anlatabildim mi? Bu iş son dakikaya bırakılacak, alınan puana göre birkaç günde karara bağlanabilecek bir seçim değil. Yanılgı olmaz mı elbette olur, geri dönüş olmaz mı elbette olur. Yine de en başından beri hayal kurarak bu hayallerden somut seçenekler çıkararak hedef odaklı çalışmak hem verimli hem de keyifli yollardan biri olacaktır.

Tüm gençlerimizin yolu açık olsun!

Kişisel Marka

Kuş Uçuşu

Geçtiğimiz günlerde vizyona giren, başlıkla aynı ismi taşıyan diziyi yorumlamak benim işim ve uzmanlığım değil, ‘nasıl’ anlattığına değil, ‘neyi konu edip, ne’ anlatmak istediğine odaklanarak yazıyorum. İzlemeyenler için spoiler içerebilir uyarısını da yaparak başlayayım.

Var olma motivasyonuyla hareket edenin önünde kimse duramaz

İnsan kendi varlığını, diğerlerinin o var olma halini fark etmesi, algılaması, onaylaması, onunla iletişim ve ilişki kurması, takdir etmesi bağlamında anlamlandırıyor. Kendi bedeni, zihni, duyguları ile temasta olup bunu yeterli bulması ve ‘evet, ben başkalarının bunu kabul edip önemsemesinden bağımsız olarak varım, dolaylı dolaysız birçok şeye de etkim var’ diyebilmesi yüksek farkındalık istiyor. Bu farkındalık da zaten o insanı her ortamda, her koşulda var sayılması gerektiği beklentisinden uzak tutuyor, kendi varlığına öz kabul verdiği ve öz değerini bildiği için de bir hiç olarak görüldüğü ortamlarda varlığını algılatma gereği duymuyor.

Dizi, kurum içi ve dışı rekabetin yüksek olduğu medya sektöründe geçiyor. Eminim kurumsal firmalarda çalışan birçok beyaz yakalı, dizide, kendi deneyimlerine benzer noktalar bulmuştur. ‘Yüksek performans ve nasıl elde edildiğinden bağımsız sonuçların’ var olma düzeyinizi belirlediği ortamlardan bahsediyorum. Hatta çoğu zaman bunların bile yeterli olmadığı gizli, açıkça söylenmeyen kriterlerle belirlenen bir düzey. Bu düzey kadar selam alıyorsunuz, toplantılara çağrılıyorsunuz, fikriniz soruluyor, hatalarınız görmezden geliniyor, tercih ediliyorsunuz, terfi alıyorsunuz, kurum dışına da taşan bir birey oluyorsunuz.

Dizinin hikayesi de görmezden gelinenler ile görünür olanlar arasında geçiyor. Var olma mücadelesinde seçilen yollar ne kadar farklıysa, görünür olanların da varlığını nasıl sürdürdüğü o kadar farklılık gösteriyor.

‘O olmak’ bir yol, ‘Onun gibi olmak’ başka bir yol, ‘Ondan ilham alarak Kendin olmak’ bambaşka bir yol

Var olma mücadelesini, varlığı görünür, bilinir, onay ve takdir görenler üzerinden yapılandırmak bir yol ve tercihdir. Sağlıklı bir şekilde yapıldığında Kişi Markasını etkin şekilde yöneten kişilerden ilham almak, onlara hayranlık duymak, onları rol model olarak görmek doğaldır. Dizideki Aslı karakteri yeni mezun, genç, güzel, hırslı, cüretkar, kafasına koyduğunu yapma konusunda her türlü riski alan, ya hep ya hiçe oynayan bir kadındır. Yetenek ve zekasını, Kişi Markasını oluşturmak, mesleki beceri ve tecrübesini geliştirmek için kullanmak yerine, yıkıcı bir anlayış benimsemiş, sözde hayran olduğu Lale Kıran olmaya kafayı takmıştır, bunun için de onu yok etmeyi bile göze almıştır. ‘O olmak’ ın imkansızlığını bildiğinden ondan, aslında kendinden nefret etmektedir. Bu yol, tüm seçenler için öz nefretlerinin bir yansımasıdır.

‘Onun gibi olmak’ ise günümüzde çoğunlukla tercih edilen en kolay yoldur. Onun gibi görünmek, davranmak, düşünmek, onun sosyal çevresine girmeye çalışmak ile görünür duyulur olmak. Sosyal medya takipçi sendromu dediğim bir durum bu. Ona benzer yaklaşımlar sergileyerek popüler olma, takipçi sayısını arttırarak kişisel marka olduğuna inanma hali. Özgünlükten, yaratıcılıktan uzak durma, bu nedenle sadece geçici bir etki yaratabilme.

Sen beni şu anda olduğum noktadaki halimle görüyorsun, peki buraya nasıl geldiğime dair bir fikrin var mı?

‘Ondan ilham alarak Kendin olmak’ yolu ise, en zoru, benim, doğuştan getirdiğimiz Kişi Markamıza sahip çıkıp onu yönetme dediğim yol. İlham aldıklarımızın, takdir edip imrendiklerimizin kişisel markalaşma hikayelerini objektif bir şekilde irdeleyerek, dersler çıkararak kendi markamıza uygun olanları alarak kendi hikayemiz için güç, cesaret ve motivasyon kaynağı yapmak.

Ne kadar Bedel ödemeye Hazırsın?

Lale Kıran, harika bir Kişisel Marka örneği. Basın yayınla ilgili gerekli eğitimi almış, mesleğini aşkla yapan, en alt kademeden başlayarak yıllara yaygın emek ve çaba ile deneyim kazanmış, sonunda da akşam haberlerini sunan pozisyonu ve başarıyı elde etmiş, mesleki etik anlayışından taviz vermeyen yönüyle benzerlerinden kendini ayıran, yoğun ve stresli iş temposuyla aile hayatını da dengeleyen bir kadın. Bu nedenle de, eninde sonunda ortaya çıkan ‘gerçek’ kadar net ve güçlü.

Dizi; fark etmek isteyene, Kişisel Markalaşma sürecinin yaşama yayılan bir süreç olduğunu, daimi bir çaba ve gelişim gerektirdiğini ve Marka olunduğunda dahi Kendin olarak kalmanın ağır bedelleri olabileceğini anlatıyor. Oscar Wilde’ın dediği gibi ‘Kendin Ol, geri kalan herkes çoktan alındı’.

Genel

Önce Hayatla ve Kendinle Flört Et

Sıradan bir İzmir gününde gayet sıradan düşüncelerle yolda yürürken karşıdan kendi aralarında şakalaşarak gelen bir öğrenci grubu fona dahil oldu. Tam bana okul çıkışı zamanını hatırlatıyor derken gençlerden biri bir anda yere düştü. Şaşırmaya fırsat kalmadan yanımdan geçen bir adam, düşen kızı arkadaşlarına işaret edip ‘bırakmayın ya belki lazım olur’ dedi. Ben dahil hepimiz bastık kahkahayı. Pandemiydi, ekonomiydi derken özledik. Beklenmedik bir anda gülmeyi, tanımadıklarımızla tereddüt etmeden şakalaşmayı, hayatı birlikte o anda neşe ile bir yapmayı. 

Videolarına aşina olduğum Adil Yıldırım’ın Flört Etme Sanatı kitabını ilk halinden beri takipteydim ve öncelikle hayatla yeniden flört etmek ve yaşam enerjimi yükseltmek için okumaya niyet etmiştim. Bu olaydan birkaç gün sonra kadın kuzenim ilişkileri konuşurken ‘biz flört etmeyi bilmiyoruz bence, sen buna biraz kafa yorsana’ deyince ‘al tüyosu’ ikinci kez gelmiş oldu. Yine hayatın zamanlaması muhteşemdi; çünkü, bu plansız ertemele sayesinde kitabın genişletilmiş versiyonuyla buluşmuş oldum.

Sevdiğim kafelerden birine oturup okumaya başladım. (Yok Adil Bey valla kimse benden tuzluk, şekerlik filan istemedi ya da kitaptan kafamı kaldıramadığımdan fırsat bulamadı garibim. Olmaz ki ama hem flört et deyip hem de kısmet kapamak). Kitap evimde aynı günün akşamında bitiverdi, daha yeni ısınmıştık oysa birbirimize. Çok güzel vakit geçirip de büyüden telefon numaralarımızı alıp vermeden ayrılıp sonradan ayılmak gibi oldu.

Kitabı en başından beri ‘ben bu durumda ne yapardım, ne söylerdim, nasıl bir tavır takınırdım?’ diyerek okudum. Adil Bey duymasın, o kahve makinesi başındaki ve güneşlenme sahnelerinde çok daha yaramaz yanıtlar verirdim. Ya da duysun yahu, kitabın ileriki bölümlerinde okurlarından istediği tam da bu zaten, kendi flört sahnelerimizi hayal edebilmek.

Kitapta flört oyununa has kural ve ilkeleri öğrenirken kendi tarzınızı da keşfediyorsunuz ve bence daha önemlisi içinizdeki o potansiyeli karşı taraftaki nasıl bir tarzın uyandırdığını, kışkırtıp sizi harika bir oyuncuya dönüştürdüğünü. Kitabı okurken nasıl olduğunu fark etmeden uydu gibi yörüngesine giriverdiğim adamların flörtte ne kadar usta olduğunu gülümseyerek ve biraz da özlemle hatırladım. Sonuçlarından bağımsız hepsi bana şöyle demişti. ‘Komik, eğlenceli ve zeki bir kadınsın, seninle çok keyifli vakit geçiriyorum’.

Sadece o usta erkekleri değil, hayatın da içimdeki o eğlenceli kadını ortaya çıkaran hallerini seviyorum. Bu nedenle ta en baştaki niyetim gerçeğe dönüştü, kitap kesinlikle beni ben yapan yaşam enerjimi bana hatırlattı.

Adil Bey ve kitabına çok teşekkür ediyor, keyifle size öneriyor ve şuraya flörtün bendeki tanımını bırakıyorum. Aynı anda aklından aynı yaramazlığı geçirirken bunu sadece muzip bir gülümseme ve bakışla ifade edip diğerleri somurturken hayatın kendisini oyununuza taraftar yapabilmektir.

Bu arada dün akşam, kitabın arasında deresinde bir yerlerde, elmamı yıkayıp tepsiye koymuştum ki taşırken yuvarlanıp yere düştü ve benim ağzımdan o anda ‘a ha, Newton beni andı’ gibi bir cümle çıkıverdi. Kendi kendime gülüp o kadar eğlendim ki. Hayatın son günlerde düşmek eylemi üzerinden beni güldürüp benimle flört etmesine ne demeli bilmem. Hayırlısı 🙂

Kişisel Marka

Kişisel Marka Stratejileri

Kişisel markanı etkin bir şekilde ortaya koyma ve yönetme süreci farkındalık, emek, zaman ve profesyonel destek ister. Önce Fark Et yaklaşımında kişinin doğuştan bir marka olduğu anlayışı benimsenir. Çalışma esnasında kişiyle birlikte birey markasının kimliği ve vaadi keşfedilir. Sonrasında ise bu vaadin paylaşım modeli yapılandırılır ve bir değer paketine dönüştürülür. Bu süreçte kullanılan genel stratejiler, kişisel markasının farkında olup onu geliştirmek isteyenler için ana başlıklar halinde rehber niteliğinde sunulmuştur.

Mevcut Durumunu Analiz Et

Öncelikle markalaşma ve marka farkındalığının ne aşamada olduğunu belirle. Bulunduğun konuma göre ufak bir dokunuş yeterli de olabilir, en baştan bilgilendirme ve destek alman da gerekebilir. Bir sonraki aşama, kendini nasıl algıladığın, şimdide başkaları tarafından nasıl algılandığın ve ‘arzulanan algı’ yı tanımlaman olacaktır. Bu üçü arasındaki mesafe ve tutarlılık sürecinin temelini oluşturur. En son aşamada yapman gereken ise  markalaşma sürecin için etkin ve objektif bir SWOT Analizi olacaktır. 

5N1K Formülünü Uygula

Kişisel Markalaşma, Kim(ler)e, Nerede, Ne Zaman, Ne Amaçla, Ne Yaparak, Nasıl bir Değer Karması sunacağını tasarlama sürecidir. Bu soruların her birine net ve tutarlı yanıtlar verdiğin zaman, atacağın adımlar gerçekten işe yarayacaktır. Hangi sosyal medya kanallarında olacağın, onları nasıl yöneteceğin, stilini, tarzını, görünümünü nasıl revize edeceğin, nasıl bir sosyal çevrede görünür olacağın gibi kararlar bu soruların yanıtına göre belirlenmelidir.

Kişisel Markanın Başına Geç

Oscar Wilde der ki; ‘Kendin ol, başkaları çoktan kapıldı’. Kişisel marka olmanın önemi kadar zorunluluğunu anlatan bu söz, marka yönetimin için de geçerli. Profesyonel destek, danışmanlık, koçluk, eğitim alsan da bunu içselleştirip uygulayacak sorumlu tek bir kişi var. SEN! Kimse senin adına markanı tasarlayamaz, yaratamaz. Böyle vaadlerden uzak dur, bu kimsenin ne işi, ne haddi ne de pratikte mümkün.

Marka Sloganını Bul

Tüm markaların kimlik, değer ve vaadlerini ortaya koyan, kısa, öz, hatırlanabilir bir sloganları vardır. Hedef kitlesini bu sloganı aracılığıyla harekete geçirir, onlarla bağını kurar, daha doğrusu bu birkaç kelime ile onlara kanca atar. Yaşam ayrıntılarda gizlidir. Ben bu farkındalık için buradayım, Önce Fark Et! Sen doğuştan bir markasın. Markanı Keşfet!

Markanı Güncel Tut

Genellikle bireyler yetkinlik, meslek, girişim alanlarında markalaşmak isteseler de yaşamının herhangi bir alanında markalaşmayı seçebilirsin, bu, diğer alanlara kendiliğinden yansıyacaktır. Kişisel marka olmak bir bütündür ve ünlü, fenomen veya sadece başarılı bir kariyer sahibi olmakla ilgili değildir. Markalaştığın alan her ne ise tüm gelişmeleri, rakiplerini, pazarı, tehdit ve fırsatları takip etmekle yükümlüsün. Elbette avantajlı olduğun, fark yarattığın kısmı sürdürülebilir kılmak da işin en önemli kısmı. Amacın bir yere tırmanmak kadar orada kalıcı olabilmek olmalı.

Kişisel Markanın Sunduğu Duyguya Sahip Çık

Önemli olan, ne yaptığın değil, nasıl yaptığın ve bunun sonucunda nasıl hissettirdiğin. İnsanlar diğer her şeyin sonunda bu duyguyu hatırlayacaktır. Marka kimliğinle, değerlerinle ve markalaştığın alanla uyumlu hangi duygu ile hedef kitlene ulaştığını fark et. Yaptığın her ne ise, tek değil, ilk değil. An içinde boynuzların kulağı geçtiği bu ortamda bu tarz küf kokan ifadelerin yeri yok. Uzay turizminde bile rekabet aldı başını gidiyor. Yerini doldurulamaz yapan şey hedef kitleni nasıl hissettirdiğin. 

Kişisel markalaşmada sihirli bir formül veya hap çözüm yok, diğer yandan atabileceğin küçük de olsa  birçok adım var. Fark yaratanlar rastladığı bilgiyi uygulayanlar, benden yazması.

Kişisel Marka

Kişisel Marka Olumlamaları

Bireyselleşme yolculuğun, kendini yaratma sürecindir. Kişisel Markanı keşfetmen ve yapılandırmak için yapacağın her türlü zihinsel ve eylemsel çalışma, bu süreci kolaylaştıracaktır. Kişisel Markana sahip çıktığında, kendini nasıl algıladığın, dışarıdan nasıl algılandığın ve en iyi versiyonun arasında uyumlu, tutarlı ve dengeli bir bağ kurarsın. Markalama sürecinde olduğu gibi Kişisel Marka Keşif ve Yapılandırma Sürecinde de her şey içerden başlar dışa doğru yayılır. Kendine kendinle ilgili bilinçli veya bilinç dışından söylediğin her şey, Kişisel Marka Kimliğine yansıyacaktır. Senin için özel hazırladığım Kişisel Markana Sahip Çıkmanı kolaylaştıracak olumlama listesini sevgiyle aşağıya bırakıyorum. Gün içinde tekrarlayabilir, en çok ihtiyaç duyduklarını el yazınla not alabilir, gözünün önüne yerleştirebilirsin. Değerlendirme yöntemin tamamen sana ait. Sevgi ve keyifle olsun.

Kişisel Marka Koçu & Kaşifi Ece ERKAL

• Bu dünyada Biricik OLduğumu biliyor ve bunu doya doya yaşıyorum
• Beni BEN yapan özelliklerimin farkındayım ve onları sevgiyle kucaklıyorum
• Yaşamda bana ait olan bir yol, alan olduğunu biliyor, bu yolda keyifle yürüyorum
• Tüm yaşam deneyimlerime sahip çıkıyor ve onları değerlendiriyorum
• Farkındalıklarımı bana özgü yeteneklerle harmanlıyor, kendi tarzımı yaratıyorum
• Olduğum gibi görünüyor, göründüğüm gibi oluyorum
• Yaşamımdaki önceliklerimi ve değerlerimi biliyor, yeterince onure ediyorum
• Kendi MerkeziMdeyim
• Bu dünyaya kendimin en iyi versiyonunu gerçekleştirmek için geldim
• Güçlü yönlerimi değerlendirerek daha da geliştiriyorum
• Zayıf yönlerimi ve hatalarımı olduğu gibi kabul ediyorum
• Geliştirebileceğim yönlerim için sevgiyle, azimle ve keyifle emek veriyorum
• Başkalarının yanıMdayken nasıl hissettiğini önemsiyorum
• Sözlerim ve davranışlarımla başkalarını nasıl hissettirdiğimi önemsiyor ve duyumsuyorum
• Kendime ve başkalarına karşı dürüst ve açığım
• Başkalarının sınırlarına saygı duyarak kendi doğal halimi rahatlıkla ortaya koyabiliyorum
• Başkalarının da benimle birlikteyken kendilerini doğallıkla ifade etmelerini destekliyorum
• Ayırt edici özelliklerimin, becerilerimin, yeteneklerimin farkındayım ve bunları OLUMLU yönde kullanmayı seçiyorum
• Başkalarında gördüğüm, algıladığım farklılıklara saygı duyuyorum, insanları olduğu gibi kabul ediyorum
• Sahip olduğum maddi manevi tüm kaynaklarımı bana özgü bir tarzla harmanlıyorum
• Böylelikle kendi üretken olacağım yolu, alanı kolaylık ve keyifle tasarlıyorum
• Bu yolda bana rehberlik edildiğini biliyor, kabul ediyorum
• Olduğum tüm hallerimi fark ediyor, onlarla barışıyor, bütünleşiyorum
• Sevgiyle olgunlaşıyorum
• Beden dilimin ve başkaları üzerindeki etkisini biliyor, özen gösteriyorum
• Uzmanlık alanımda başkalarının sunduğu hizmetlere saygı duyuyorum
• İyi ve etkin olanı takdir etmeyi biliyorum
• Kendimi sadece kendi katettiğim yolla kıyaslıyorum
• Daha iyiden ilham almayı seçiyorum
• Rekabet anlayışım bolluk bilincimden kaynaklanıyor
• Alanımda sürekli gelişen, büyüyen bir pazar var
• Kişisel Marka Farkımla benden hizmet alacak potansiyelle buluşuyorum
• Hedef Kitlem için En İyi Seçenek Olmak için çaba gösteriyor, sürekli gelişiyorum
• Neyi ne için yaptığımı biliyorum
• İşime, geleceğime sahip çıkıyorum
• Başkalarının da Kişisel Markalarını Fark Etmelerini destekliyorum
• Kimlere, ne zaman, ne ölçüde görünür, duyulur, hissedilir olacağımı Ben Belirliyorum
• Artık Kendi Hayat Sahneme çıkmaya hazırım
• Kişisel Markamın başındayım
• Hikayenin kendisi Ben’im
• Yaptığım iş kendimi gerçekleştirmek için kullandığım bir araç
• Hem bu aracı hem de kendi kullanma yöntemlerimi sürekli geliştiriyorum
• Yeni koşullara kolaylıkla adapte olabiliyorum
• Krizlerin içindeki fırsatları görmeyi seçiyorum
• Çevremdekiler ne iş yaptığımı bilirler ve beni başkalarına içtenlikle tavsiye ederler
• Destekçilerim her geçen gün artıyor
• İş hayatımda olduğu kadar özel ve sosyal yaşamımda da aranan, bilinen, takdir edilen biriyim
• İş ve özel hayatım arasında denge kurabiliyorum
• Yaptığım işe Kişisel Marka İmzamı atıyorum
• İşimi yaparken İnsani, Etik ve Mesleki Değerleri daima Gözetiyorum
• Ben değerliyim ve Kişisel Markamın Gücünü keyifle yaşamayı hak ediyorum

Kişisel Gelişim

Senin Normalleşme Adımların Ne?

Uzun zamandır hayalini kurduğumuz normalleşme adımları yavaş yavaş uygulanmaya başladı. Elbette, virus ve hastalık riskinin tehdidi tam olarak bitmiş değil, tedbirlerimiz devam ediyor. Diğer yandan alınan önlemlerin sonucu, aşılamanın hız kazanması sonucu kısıtlamalar yavaş yavaş esniyor.

Pandemi ilk başladığında bu durum belirsizlik içeren bir yenilikti bize. Endişe kadar eğlence de getirmişti acıya, ızdıraba ve ölüme rağmen. Bir direnme arzusu, hayatla dans etme dürtüsü yaratıcı çözümleri de aktive etmişti bir yandan.

İkinci sahne ise gerçekle daha net yüzleştirdi bizi. Kısıtlamalar tüm dünyada uzadığı gibi sertleşti de. Virusun de mutasyon aracılığıyla hayatta kalma mücadelesi, bizi konuyu daha ciddi almaya ister istemez teşvik etti. İlk döneminde bizi, insanlığı, yaşam ve gezegenimiz hakkında sorgulatmaya başlatan bu süreç, ikinci dönemindeki kapanışta bu sorgulamaları daha da derinleştirdi, elbette farkındalığı yüksek ve hazır olanlara.

İşte şimdi, dış dünyada kendini göstermeye başlayan yeni normale istinaden kendi yeni normalimize dair sormamız gerekenler.

Eski ve Yeni Alışkanlarıma dair Ne Biliyorum?

Pandemi sürecinde yeme içme, hareket etme, dinlenme, uyku, ögrenme, çalışma, zamanımızı değerlendirme, sosyalleşme, iletişim, ilişkiler alanındaki birçok alışık olduğumuz düzen, yöntem alt üst oldu, değişti. Daha fazla ve sık dijitalleştik, hem fiziksel mesafe hem de fiziksel kısıtlama bazen zorladı, bazen de hayatımızdaki insanları ve onlara verdiğimiz değeri sorgulattı. Sanat, kültür, hobi faaliyetlerimizin bizi nasıl beslediğini daha iyi fark ettik. Bu dönemde fiziksel rahatımız da oldukça genişledi, rahat giyinir olduk, kilo aldık, sosyal alandaki hazlarımızı bu alanlara kaydırdık. Peki, bunların hangileri bundan sonrası için kalıcı olacak? ya da olmalı? Yeni alışkanlıklarımız hayatımıza eskilerinden daha faydalı olursa değişim anlamlı olur değil mi? Edindiğin yeni ve faydalı alışkanlıkları yeni normaline taşırken diğerlerinden yol yakınken özgürleş!

Değerlerimde Nasıl bir Değişiklik Var?

Değerlerimiz, bizi ve kişisel markamızı yapılandıran önceliklerimizdir. Onları hayatımızın her alanına ne ölçüde katarsak o derece doyumlu oluruz. Bu dönemde yeterince içe dönüş yaşayanlar, hayatını ve önemsediklerini yeniden gözden geçirenler değerlerini de yeniden belirlediler. Bundan sonra yaşam alanlarında yeni dengeler kurmaya başlamaya ve zaman yönetimlerini de buna göre yapmaya niyet ettiler hatta yavaş yavaş uygulamaya başladılar. Her şeyden önemlisi sağlık, aile, yardımlaşma, çevre, hakkaniyet gibi kavramların önemini daha da sindirdiler ve ellerindekilerin değerini bilmek, şükretmek için farkındalık kazandılar.

Farkındalıklarımı Yeni Üretim ve İş Modellerimde Nasıl Değerlendireceğim?

Kendine dair değişim ve gelişmeleri iş modeline, kişisel ve girişimci markana nasıl yansıtacağın bundan sonraki rekabet avantajını belirleyecek. Orta ve uzun vadede, pandemiden öğrenenler, yeni normallere uyumlananlar oyunun kurallarının belirleyecekler. Kendi sektöründeki kısıtlamalardan neler öğrendin? Sunduğun değer paketin ne ölçüde dijitalleşmeye uygun ve sen bunu başarabildin mi? Kaldığın yerden aynen devam mı yoksa söyleyecek yeni bir sözün, tasarlayacak yeni bir müşteri deneyimin var mı? Hedef kitlen payına düşen gelişimi aldı, ya sen? Hala aynı frekansta mısınız?

Sen ve sevdiklerin bu süreci hayatta kalarak atlattıysa ne mutlu! Bir kaybın varsa da güçlenerek yasını aşmak ve hayatın kendisinin ne büyük bir armağan olduğunu anlamak senin elinde. Tıpkı, yeni normalin; senin, sevdiklerin, yaşamın ve dünya için daha iyi olmasına katkıda bulunma gücünün olması gibi.

Kişisel Marka

Zihinsel İşlerde Markalaşma

İnsan sevgiyi de bilgiyi de kendisinin fark edip kabul ettiği yollarla karşı tarafa göstermek, aktarmak eğiliminde olur, yani bildiği dilde. Her iki tarafta paylaşmaya dair bir sorun olmasa dahi çoğu zaman bu diller farklı olduğu için bilgi ve sevginin iletiminde aksaklıklar yaşanır. Kendi dilinin farkında olduğu kadar karşı tarafın kabul dilini çözmeye çalışanlar da paylaşımlarında kişisel markasını parlatır, konuşturur.

Eğitmenlik, öğretmenlik, danışmanlık, yazarlık gibi üretimi zihinsel faaliyetlere, bilgiye ve bilgiyi aktarmaya dayalı işlerde markalaşanların öncelikli özellikleri;
• Ne kadar bilgi ve deneyime sahip olursa olsun uzmanlığı hakkında yok denecek kadar az bilgiye sahip olana dahi bilgisini ve görüşlerini aktarabilmek, yalın, sade ve esnek bir yöntemle temel olanı verebilmek, daha da önemlisi vermeye istekli olmak
• Aktif bir dinleyici ve etkin bir gözlemci olmak
• ‘Biliyorum’ kibrinden uzak karşı tarafa öğrenmek için alan açmak, fırsat tanımak
• Bilginin de sevgi gibi paylaştıkça çoğalacağını bilerek paylaşırken öğrenmeye de açık olmaktır.

Zihinsel üretimde profesyonelleşen, markalaşan bir kişinin bu özellikleri gösterebilmesi ise asıl ve önemli olan bir başka özelliğine bağlıdır.

Zihnini Dengelemek ve Fazla Düşünmekten
(OverThinking) Özgürleşebilmek

Çok yönlü araştırmaya, sorgulamaya, farklı kaynaklardan beslenmeye, bilimsel veriye, uygulama örneklerine, kapsamlı öğrenmeye değer ve önem verenler; bu titizliği paylaşırken de uygulamak istediklerinde ‘Fazlaca Zihinde Olma’ tuzağına düşebilirler. Birçok şeyi detaylıca paylaşma isteği, verim ve odak sorunu yaşamalarına sebep olur bazen de atalet haline.

Fotoğraf: Pixabay

Zihinsel alanda markalaşanlar Zorba’nın Kazancakis’e takıldığı gibi ‘Kağıt Faresi’ olmaktan kurtulmuşlardır. Onlar okuduklarını, düşündüklerini hayata geçirmek, denemek, kendi hikayeleri ile yoğurmaktan çekinmezler, zihinlerinden hayata akmaya cesaret ederler. Öğrendiklerini hayatın gündelik basit gerçeklerinde görmekten gocunmazlar hatta kitaplarda yıllarca okuyarak bulduklarını sıradan bir insanın kendi deneyimlerinden çıkarmasına da şaşırmazlar.

İnsanlar öğrenmek, farklı düşünmek için bize geldiğinde okuduklarımızı olduğu gibi aktarmamız, onları nasıl hatmettiğimizi görmek için değil, nasıl hazmettiğimizi görmek ve duymak için gelirler. Bizim filtrelerimizden geçmiş bazen de sapmış hallerini duymak için. Farklı dönemlerimizdeki farklı yorumlarımızı bilmek isterler. Zihnimizde biriktirdiklerimizle ne yaptığımızı, aktaran olan bizlerin iz ve ilavelerini. Aksi olsa bizi neden aracı tayin etsinler ki?

Hayatında iz bırakan, kişisel marka olan ögretmenlerine bir bak, ki bunların okul yıllarından olmasına bile gerek yok. Hemen hepsinin okuduklarına mahremi gibi sahip çıktığını, ulu orta saçmadığını, bu saygının yanında kitapların ona hizmet etmesine izin verdiğini, bildiğinin ve zihninin kendisinin önüne geçmesine izin vermediğini fark edeceksin. Tam da bu sebeplerden ondan öğrenmek bir başkaydı işte!

Kişisel Marka

El Emeği Ürünlerde Markalaşma

Estetikle birleştirilerek el emeğiyle üretilen işler uzun yıllardır görünmeyen ekonomi ve sosyal yaşamımızın bir parçası. Son dönemde pandeminin de etkisiyle el becerisine yönelik üretime ilgi arttı. Hatta hobi olarak başlayan ve başka kariyer hayatları olan kişiler bile bu işi ticarileştirmeye başladılar. Eticaretin bireysel işletmelere kadar yayılması, bu konuda özelliklere kadın girişimcilere yönelik fırsat, teşvik, eğitim, kanal da artınca eskiden kermes ve benzer etkinliklerde gördüğümüz ürünler ekonomik hayata daha fazla katılmaya başladı. Bu konuda markalaşıp büyüyen, yurtdışı piyasalara açılan başarı hikayeleri de artmakta.

Kalıcı olan, marka olarak fark yaratan, özel yer edinerek maddi başarı sağlayanların ortak özelliklerine bakarsak kritik sorulara net yanıtlar verebildiklerini görüyoruz. Sen de özellikle yeni başlayanlardansan işte bu sorular.

Ne Üretiyorsun?

Biraz seramik boyama, biraz bebek patiği az biraz da takı yapsam düşüncesi kısa ve uzun vadede hem sende hem de hedef kitlende kafa karışıklığı yaratacaktır. Birden fazla becerin ve ilgin olsa da, bunları, belirli bir kategoride toplamak ve birbiriyle ilişkilendirerek kullanmak önemlidir. Sitene, hesabına giren kişi çok renkli bir çıfıt çarşısında rastgele dolanmak değil, ürünlerini ve markanı ‘burada şu var’ diyerek odaklanmış bir bilgiyle, ilgiyle keşfetmek ister.

Sunduğun Ürün Ne İşe Yarıyor?

İnsanlar bir işe yaramadan bir kenarda toz toplayan şeylere artık para harcamak istemiyor. Ne kadar estetik, özgün bir tasarım olsa bile ürünün az çok bir fonksiyonu olması önemli, tek seferde kullanılacak olsa bile. Bu nedenle, hali hazırdaki bir ihtiyacı, yaratıcı bir bakış açısıyla yorumlayarak çözmen, kullanım keyfini artırman, deneyimi renklendirmen ve tasarımını buna göre uyarlaman gerekli.

Fotoğraf: Julie Aagaard

Malzemenle Fark Yaratabiliyor musun?

Ürünü yaparken kullandığın ana malzemenin fark yaratan ve tüketici için önemli olan bir yönü var mı? Organik, antialerjik, antibakteriyel, hafif, ekonomik, geri dönüşümlü, nadir bulunan, en yüksek nitelikte olan gibi özellikler, seni benzerlerinden ayrıştırarak tercih edilmende önemli rol oynayabilir.

İş Sürecin Beklenen Standartları Karşılıyor mu?

Özellikle tek başına bütün süreci sen yükleniyorsan yani ürün tanıtımından tasarım ve üretimine, sipariş alımından, teslim edilmesine kadar her adımda tek tabancaysan, o zaman, üretim kalitesinden ayrı olarak zaman yönetimi, planlama, müşteri ilişkileri, pazarlama gibi temel fonksiyonlarda da iş hacminden bağımsız kendini geliştirmelisin. Önce kişisel marka çalışması ile başlamalı ve zaman içinde büyütmeyi hedeflediğin işinin marka kimliğini oluşturmalısın. Sistemi ne kadar erken tutarlı hale getirirsen ileride artan destek işgücünle devam etmen o kadar kolay olacaktır.

El becerisi yüksek kişilere her daim imrenmişimdir. Kim bilir henüz ortaya yeterince çıkmamış ne değerlerimiz var. Dilerim son dönemde yakalanan ivme katlanarak artar ve daha fazla markamızla gurur duyarız.

Genel

Kişisel Satışta Markalaşma

Bir gün, yirmili yaşlarımın başındayken kot pantolon almaya gitmiştim. Benim yaşlarımda erkek bir satış danışmanı bana yardımcı oluyordu. Denedim, kabinden çıkınca yanıma geldi ve nasıl olduğunu sordu. Ben de ona bedenin tam geldiğini söyledim ve arkamı hafifçe aynaya dönerek ‘yine de emin olamadım, popomu büyük gösterdi sanki’ dedim. O da hemen yapıştırdı yanıtı. ‘Hanımefendi size 25 beden verdim, bırakın da azıcık büyük göstersin zaten’.

Bu hikayeyi kadın arkadaşlarıma anlattığımda şöyle tepkiler aldım. ‘Nasıl yani ya?!, bu ne cüret?!’, ‘hemen çıksaydın oradan!’. Oysa ben, kahkayı patlatmış ve kotu satın almıştım. Cüretkar olan o değildi ki bendim, o sadece bana uyumlanmıştı. Gayet kendiliğinden ve esprili bir şekilde beden dilini de katarak söylemişti bunu. Benim algıma göre, sınırı aşan, rahatsız eden bir yanı yoktu söylediğinin. İlgiye ihtiyaç duyduğum zor bir dönemden geçiyordum. Biraz kendimi toparlayayım diye çıktığım alışverişte çekici bir akranımdan aldığım bu beklenmedik yanıt ihtiyacımı karşılamıştı, bunu satın aldım, üstüne bir de pantolon verdiler. Hepsi bu 🙂

Fotoğraf: Engin Akyurt

Zibilyon yıldır kişisel satış, aktif satış, doğrudan satış, satış yönetimi, satışta şu bu üzerine eğitimler veriliyor. Hokkabazlı versiyonları dahil söylenmedik pek bir şey kalmamıştır herhalde. İş ve sosyal hayatımda gözlemlediklerim ve kendi satın alma deneyimlerimden çıkardığım kadarıyla iyi bir satışçının iki temel özelliği öne çıkıyor.

İnsanlar, kendilerine bir şeyler satılmasından değil satın almaktan hoşlanırlar’ klişesini doğalından sindirmiş olmak ve bunu uygulamak

Etkin ve iyi bir satışçı sonuca değil sürece odaklanır, bunu bir oyun gibi görür. İkna peşinde koşmaz, tam tersine, karşısındaki kişinin karar noktasına koşması için ortam hazırlar. Onun işi ‘ona sattım’ değil, ‘onu özgür iradesiyle kavuşturdum’ dur. Bu nedenle, iyi bir satışçıdan satın alan müşteri, onun satışçı markasını süreçteki varlığından ziyade yokluğundan tanır. ‘Aaa, nasıl yani artık burada çalışmıyor mu? Tüh!’ Bilmem tanıdık geldi mi?

Duygu durumunla eşleşir.

Etkin bir satışçı, ayna nöronlar tekniği ile sürekli senin beden ve sözel diline uyumlanan daha doğrusu robotumsu bir şekilde seni taklit eden kişi değildir. Her yerde öğretilen bu teknik ne yazık ki çoğu zaman verimli ve yerinde kullanılmaz. Yapmacık durur, her iki tarafı da yorar. Diğer yandan, gerçek bir satış profesyoneli öncelikle karşısındakinin duygu durumuna odaklanır. Bir empat gibi onun modunu çözer ve duygusal ihtiyacını anlar. Bu boşluk üzerinden de süreci yönetir. Markete eşine ped almak için giden adama tekne satan satışçı fıkrasını duymuşsundur belki 😉

Bu iki özelliği geliştirmek emek ve ilgi ister. Bir kere yerleşince de bütün teknikler marka satışçıya artı güç katar. Benim asıl merak ettiğim ise, yüz yüze, insan insana satış aktivitesinin giderek yerini sanal ortama bırakması ve bunun sonuçları. Bir tüketici olarak ben aynı deneyimden geçmiyorum e-alışverişte. Bir şeyler eksik kalıyor sanki ve belki de bu yüzden daha bile fazla alma gereği duyuyoruzdur, ne dersin? Görsel çöplüğe dönmüş bir siteye girdiğimde, takla atan telefonlar, köşeden köşeye halay çeken ayakkabılar yerine, ‘psstt bebek, bu tshirt sana çok yakışır’ diyen bir sanal danışan, bu konudaki fikrimi ve havamı değiştirebilir belki. Kim bilir?

Genel

Marka Erkeklerin Öz Yeterlilik Sırrı

İnsana dair gelişim, değişim ve dönüşüm sürecinden bahsederken aşk ilişkilerini ele almak en doğalı sanırım. Hem daha çok ilgi çekiyor hem de özel ilişkiler, insanın öz saygı unsurlarına çokça ihtiyaç duyduğu için yararlanmayı bilirsek sürecimize önemli katkılarda bulunuyor. Dünyada açlık, yalnızlık, savaş, hastalık, yoksulluk, yoksunluk, cehalet, baskıyla kendini yaratmak zorunda kalan nice insan varken ben de birçok olumsuzluk yaşamama rağmen her zaman aşkla büyüdüğüm için şükran dolu olmuşumdur.

Başka bir yazımda marka kadınların öz değer sırrından bahsetmiştim, bu yazı da marka erkekler için gelsin. Öncelikle şunu belirtelim, bir ilişkide doğaları gereği kadın değerinin bilinmesini erkek de yeterliliğinin fark edilmesini ve takdir edilmesini ister. Özellikle değerli ve yeterli hissetmek ister demiyorum; çünkü kimse bir diğerine böyle hissettirmekle sorumlu değildir. Biz kendimizi değerli ve yeterli hissetmeliyiz. İşin sırrı ve de özü de burada saklı ve sorunların birçoğunun kaynağı da.

Eğer sen de bir erkek olarak ağzınla kuş tutsan da bir türlü memnun olmayan, seni sürekli diğer erkeklerle kıyaslayan kadınlara çekiliyor ve kendini sıklıkla takdir edilmediğin, yeterli görülmediğin ilişkilerde buluyorsan işte sana öz yeterliliğin üzerine düşünmen gerekenler.

Fotoğraf: Josh Hild 

Sen zaten bir kahramansın, bunu hissetmen için bir kadına ihtiyacın yok.

Erkeğin doğası aksiyondur, mücadele ve rekabet etmek, üstün gelmek, işe yaramak, yaptıklarıyla mutlu edebilmektir. O eylemlerinin biri için fark yarattığını bilmek, deneyimlemek ister. Yine de, nasıl ki bir kadının değerli olduğunu hissetmesi için bir erkeğin, başka birinin varlığına ihtiyacı yoktur, bir erkeğin de kendini yeterli bulması başka birine bağlı değildir. Yaşamına bir bak. Yaptıkların, başardıkların, gerçekleştirdiklerin, dokunduğun hayatlar, kazanımların. Sen bunlara sahip çıkmazsan başkası ne kadar takdir etse seni tatmin etmez. Özgün savaşçı tarzını keşfet, benimse. Hedeflerine, ne istediğine ve güçlü yönlerine odaklan. Başarısızlıklarınla, hatalarınla barışmanın yolunu bul, özgürleş. Daima kendine hatırlat, süper kahramanların bile zayıf noktaları var.

Kendine rakip olmayı bırak, kendi önünden çekil.

O özel kadına sunabileceklerine odaklan. Sana özgü senin tarzınla onunla paylaşmak istediklerine. Birçok erkek yapmak isteyip de bir nedenle yapamadıklarına odaklanmakla o kadar mesgul ki, geri planda sürekli hayali rakip yaratıyor. Böyle yaparak da kendilerinde olan ve paylaşıldığında kadını çok mutlu edebilecek yönlerine, özelliklerine ve imkanlarına karşı körleşiyorlar. 

‘Kadınlar kendilerine kötü davranan erkeklerin peşinden gider’ genellemesinden uzak dur.

Etrafta ‘adam gibi adam yok’ diye şikayet edip karşılaştıklarını da seçmeyen kadınlar olabilir. Bu onların kendileriyle ilgili bir durum ve emin ol, bu tür adamlara çekilmeye karşı kendini iyileştirmeye çabalayan kadın da oldukça fazla. Bu bahane sana bir şey kazandırmadığı gibi sağlıklı bir ilişkiye hazır kadınları da göz ardı etmene sebep olur.

Kendi gücünün farkında, özgüveni yüksek marka bir erkek eril enerjisini verimli ve akıllıca kullanır. Bir kadının ilgisini çekmek için bu gücü, yerinde, zamanında ve olması gerektiği ölçüde kullanır. Böyle bir erkek kendi değerinin farkında bir kadın için son derece çekicidir. Öz yeterliliğin yükseldikçe çaban başka insanlardan onay beklentisi yerine yaşam amacına yönelecektir ve bu da sana o özel kadından da başkalarından da daha çok takdir getirecektir.