Şimdi de seven kadının dünyasında neler olup bittiğine bakalım mı?
Otomatik Kız Çocuğu Moduna Geçiş
Kadınların o çocuksu neşesi uzun zamandır kayıp farkında mıyız? Etrafta birçok alımlı, bakımlı, başarılı kadın var. Peki ya, cıvıl cıvıl, akışta olan dişil enerji? Erkeklerin de en çok ‘nerede?’ diye aradığı. Genel olarak bir hırçınlık, bir savunma hali. Şikayet, dedikodu ve alışveriş arasında gidip gelme durumu, eşlik eden gergin kahkahalar. Bastırılan, göz ardı edilen bir kız çocuğu var içerlerde, duvarların ardında bir yerlerde. Naif, oyuncul, konuşkan, şefkatli, biraz çekingen, kırılgan. Ağzından girip burnundan çıkarak istediğini yaptıran, tatlı dilli, güler yüzlü, oluş halinde bir kız çocuğu. Kadının hangi yaşta olursa olsun göstermek isteyip de saklamak zorunda kaldığı yanı.
Kadın sevdiğinde ise; bu kız çocuğu, sağlıklı bir eril enerjinin varlığıyla güvenle, usul usul ortaya çıkar. Kadın tüm tuhaflıklarını, beceriksizliklerini sevdiğine açar. Şımarır, nazlanır, cilve yapar ve kendini duygusal, zihinsel, fiziksel olarak almaya açar. Başka hiç kimsenin yanında olmadığı bir hale bürünür. Ay, dişil enerjinin sembollerinden biridir. Kendi ritmiyle kendi etrafında dönüp dururken Leyla gibi dünyanın etrafında da döner durur ve bu sarhoşluğundan gayet de memnundur. Seven kadın kendini çok çabuk belli eder. Kedi gibi sokulur, ‘canım bir şey istemiyor’ deyip adamın tabağından patates tırtıklar, kek 3 mm eksik kabardı diye mızmızlanır, bir anda elinde bir kavanozla gelip ‘hayatım bununla aranızda ne geçti bilmiyorum da açılmak için güçlü kollarını isteyip durdu’ diyebilir. Adamın her sözüne kıkırdar, öyle ki; adam kendini dünyanın en komik insanı filan sanır. Doğaldır, sıcaktır, güvendedir. Birbirlerini seven, mutlu bir çift olduklarını bu haliyle kadın dış dünyaya ilan eder. Bu neşe ve heyecan ister istemez çevrelerine de yayılır.

Kıyaslamayı Bitirir ve Netleşir
Seven kadın seçimini yapmış, kararını vermiştir. Bundan sonra ‘yan mağaradaki adam bizon getirmiş benimki hala koyunla uğraşıyor, şunlar tatile nerelere nerelere gitmiş biz bu sene de evdeyiz’ gibi kendine ve etrafına şikayetlerde bulunmaz. Adamın arabasının markasıyla değil, onu dikkatli kullanıp kullanmadığı ile ilgilenir. En başından sevdiği adamın koşul ve potansiyelini bilerek onun yanında durmuştur. Birçok kadının yanılgısı olan ‘nasıl olsa ben onu değiştiririm’ düşüncesinde değildir. Tam tersine erkeğin henüz açığa çıkmamış bir potansiyeli varsa adamın bunu fark etmesini sağlayarak adamın kendi çaba ve iradesiyle dönüşmesine vesile olur. Bu süreçte onu destekler.
Sınırlarını En Baştan Koyar ve Kendi Merkezinde Durmaya Devam Eder
Seven kadın kontrol etme, karışma, kısıtlama ihtiyacında olmaz. Özellikle ‘sadakat’ konusunda kendisini nelerin tedirgin ve rahatsız ettiğini net bir şekilde ifade eder. Bu sınırlar aşıldığında adamın neler kaybedeceğini açıkça belirtir. Seven kadından ‘benimki hayatta yapmaz, hele bir yapsın’ gibi ucuz söylemler duymazsınız. O bunun yerine ‘yapabilir, bilemem, kontrol edemem, yaparsa muhtemel sonuçlarından haberdar’ der. Sevilen bir erkekten de ‘hanım izin vermez ki, aman duymasın, o olmasa’ gibi mecburiyet çıkmazından s.o.s ler duymazsınız. Seven ve sevilen bir adam çevresine ‘hayatımda özel bir kadın var’ enerjisini her şekilde yayar. Dışardan gelen yeni, farklı, flörtöz bir enerji ne kadar çekici olursa olsun, adam bunu öyle bir şekilde karşılar ki; o enerji neye çarptığını anlamaz. Adam bunu sevgilisinden çekinip korktuğu için değil, doğallıkla ilişkiye olan saygısından kendi iradesiyle yapar.
Seven kadın haklı değil, mutludur. Kendini mutsuz eden durumlar karşısında ‘haklısın’ geçiştirmesinin haricinde anlamlı bir değişim görmediğinde gider.
Kadın, dişil enerji, oluş halidir, olasılıkları yaratandır. İçerden güçlü dışardan kırılgandır. Sevgi bir kadının içsel zengin dünyasının dış dünyada görünür olmasını sağlar.
Her iki yazıda bahsedilen, seven erkekle seven kadının davranışları yüksek EQ – Duygusal Zeka – seviyesiyle ilintilidir ve bunun biyolojik yaşla bir ilgisi yoktur. Bu boyutta ilişki yaşayan yaşça genç çiftler de vardır, olgun yaşa gelip Paris gibi ‘gördüm, beğendim, kaçırdım, gerisine bakacaz artık’ diyenler de vardır.
Sağlıklı, uzun süreli ilişkiler iki yarım insanın bir araya gelmesiyle oluşmaz. Sevgi yalnızlığı tamamlamaya gelmez. Sevgi, hali hazırda kendi içinde tam ve bütünlüğü yakalamış insanların ilişki aracılığıyla bu tamlığı paylaşıp çoğaltması için vardır. Kış Günlüğü adlı otobiyografisinde Paul Auster, eşiyle karşılaşma anı için şuna benzer bir şey söyler. ‘Güzelliğinden gözlerimin kamaşması geçtiğinde gördüğüm kadın o kadar tam ve bütündü ki bana tamamlayacak hiçbir şey bırakmamıştı’. Yıllar önce bu cümleye hayran kalmıştım hala daha da bir insanın karşı cinsten alabileceği en güzel övgü olduğunu düşünüyorum.
Özetle, daha da insan olmak için, tekamül etmek için sevin, sevilin.
